Prof.Dr. Selçuk YÜCEL

Üroloji ve Çocuk Ürolojisi Uzmanı

Bilgi ve Randevu

profdrsyucel@gmail.com

Tel: 0530 313 24 68

Böbrek Taşlarından Nasıl Korunuruz?

Bu yazı Amerikan Üroloji Derneğinin hazırladığı bir yayından esinlenerek derlenmiştir.

Böbrek taşı idrar yollarının en sık hastalıklarından biridir. Gelişmiş ülkelerde her 10 kişiden birinde taş saptanırken bu oran bizim ülkemizde 5 kişiden birine kadar çıkmaktadır. Ayrıca böbrek taşı saptanan kişilerin yarısından fazlasında ilk beş yıl içerisinde tekrar taş oluşumu tekrar etmektedir. Bu nedenle böbrek taşının hiç oluşmamasını sağlamak ya da tekrar etmesini engellemek için bazı tedbirleri almak oldukça önemlidir.

Böbrek taşları idrarda yüksek miktarda mineral ve tuzların birikmesi ile olur. Bu elementler birbirine yapışır ve kristalize olarak yaşı meydana getirir. İdrarımızda olan maddeler genellikle bizim tükettiğimiz gıdalara bağlı oluşur. Bu nedenle yediğimiz ve içtiğimiz her şey taş riskimizin belirlenmesinde çok önemlidir.

Taş hastalarının değerlendirilmesinde taşın kimyasal bileşenlerinin anlaşılması ve kan ve idrar içerisindeki bazı taş gelişimini sağlayan veya engelleyen maddelerin miktarlarının tespit edilip kayıt altına alınması gereklidir.

Böbrek taşı tipleri nelerdir?

Kalsiyum taşları (Taşların %80 i)

En sık taş tipidir. Genellikle 2 tiptir ve bunlardan birincisi ve daha yaygın olanı kalsiyum okzalattır. Daha nadir olan tip ise kalsiyum fosfattır.

Ürik Asit taşları (Taşların %5-10 u)

Bu taş tipi özellikle çok asitli olan idrarda meydana gelir. Özellikle kilo fazlası olan, tip 2 şeker hastalığı ( İnsulin tedavisine ihtiyaç duymayan), gut hastası ya da yüksek miktarda hayvansal protein alan kişilerde izlenir.

Enfeksiyon (Strüvit) taşları (Taşların %10 u)

İdrar yolu enfeksiyonlarından sonra meydana gelen taşlardır ve eğer enfeksiyon tedavi edilirse yeni taş oluşumu engellenir.

Sistin taşları (%1 den daha nadir)

Genetik geçişi olan bir nadir taş hastalığı grubudur. Ailevi taş hastalığı olan bu durumda vücudun kendisinin ürettiği bazı sistin isimli proteinin idrarda aşırı miktarda birikmesi nedeniyle taş gelişir.

Eğer taş tipinizi biliyorsanız diyetinizi ayarlayıp yeni taş gelişimini engellemeye çalışabilirsiniz.

Kalsiyum Okzalat Taşları: Daha az Sodyum, Hayvansal Protein ve Okzalattan Zengin Gıda tüketirken, daha fazla Kalsiyum almaya çalışın

Kalsiyum Fosfat Taşları: Daha az Sodyum ve Hayvansal Protein tüketirken, daha fazla Kalsiyum almaya çalışın.

Ürik Asit Taşları: Daha az Hayvansal Protein tüketin

Yiyecekler Sayesinde Böbrek Taşı Gelişmesi ile Nasıl Savaşılır?

Hangi tip taşınız olduğunu bilmeyebilirsiniz ancak diyet değişikliği ve bazı ilaçların alınmasının böbrek taşı gelişimi engellemede en etkin yol olduğu bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir. Böbrek taşı oluşturmanızı engelleyecek diyet değişikliklerinden bazıları aşağıda sıralanmıştır.

Sıvılar: Günde en az 3 litre ya da 15 bardak sıvı almalısınız.

 

Meyve ve Sebzeler: Her gün ortalama her biri yarım tabak olan 5 porsiyon meyve/sebze tüketmelisiniz

Düşük Okzalat: İdrarınızda yüksek okzalat saptarsanız okzalattan fakir gıdalar tüketmelisiniz.

Daha Az Et: Daha fazla bitkisel gıdalara yönelmeli ve günlük tek ve ufak bir porsiyon et  ile yetinmelisiniz.

Kalsiyum: Kalsiyumdan zengin gıdalar ile beslenmelisiniz ve Günde 1 gr kalsiyumu almaya çalışmalısınız.

Daha Az Tuz: Günlük sodyum tuzu miktarınızı 1 çay kaşığı (2.3 gr) ile sınırlamalısınız.

Yediğimizi şeylerdeki alışkanlıklarımızı değiştirmek gerçekten zor bir şeydir. Ama bu değişiklileri yapmak sadece böbrek taşı oluşumunu değil aynı zamanda tansiyonumuzu, kan şekerimizi ve kolestrolümüzü de düşürmeye yardım eder.

Kendi doktorunuz size en uygun diyeti önerecektir. Böbrek taşı oluşturan kişilere her zaman her tavsiye taşı engellemede yeterli olmayabilir. Burada verilecek tavsiyelerin her böbrek taşı oluşturanda taş gelişimi ve tekrarlamasını engelleyecek sihirli formüller içerdiği düşüncesine lütfen kapılmayın. Hayat tarzı ve gıdalardaki değişiklikler tek başına bazı hastalarda faydalı olmayabilir ve en doğru kararı her zaman sizinle bizzat ilgilenen doktorunuz verecektir.

Okzalatlar

Düşük okzalat taşıyan gıdaları öğrenmekle işe başlayabilirsiniz.

Kalsiyum okzalat taşları tüm taşların neredeyse %80 inini oluşturur. Okzalat insan vücudu ve bitkilerde doğal olarak bulunan bir maddedir ve dışarıdan almak zorunda olduğumuz bir gıda değildir. Aşırı fazla alımı böbrek taşlarına neden olabilir.

Böbrek taşları ile olan savaşımızda günde 5 kez meyve veya sebze yemeyi amaçlamalıyız. Bir porsiyonun anlamı bir tane meyve parçası ya da yarım kase pişmiş sebzedir. Hangi gıdada ne kadar okzalat olduğunu bilmek oldukça zordur. Genel olarak fındık fıstık gibi kuruyemişler, yeşil yapraklı sebzeler ya da kök sebzeler ve buğday unu okzalattan en zengin besinlerdir. Bir çok bitkisel besin son derece sağlıklı besinler olsa da okzalattan zengin olabilir. Özellikle meyvelerin içindeki sitrik asit ve lifler böbrek taşını engelleyici özelliğe de sahiptir. Bu nedenle bu gıdaları tamamen kesmektense farklı gıdaları değiştire değiştire tüketmek daha sağlıklı olacaktır.

Okzalattan Zengin Gıdalar ve Onlar Yerine Tüketilebilecek Alternatifler

Ispanak, bamya, kara lahana, pazı yerine kabak, yeşil karnabahar, çin lahanası, hardal otu, marul, brokoli, brüksel lahanası, kırmızı-sarı biber, mısır, yeşil fasulye, lahana

Fırınlanmış veya kızarmış patates ve erişte yerine karnabahar, beyaz pirinç, havuç, peynir ve yumurta

Pancar ve tatlı patates yerine pişmiş havuç, kabak ve şeftali

Domates sosu veya salçası yerine taze domates ve zeytinyağı

Soya ürünleri yerine inek sütü ürünleri, Hindistan cevizi sütü

Siyah kurufasulye, Chili kurufasulye, kızarmış fasulye yerine büyük beyaz kurufasulye, bezelye, nohut, mercimek

Çukulata yerine Meyve şekerleri, yulaf kurabiyeleri

Tost ekmeği, krep, simit, beyaz ekmek yerine mısır ekmeği, yulaf ekmeği, pirinç kekleri

Fındık fıstık badem ceviz yerine mısır patlağı, antep fıstığı, elma pestili, leblebi

Raisin Bran cereal, Cream of Wheat isimli markalar yerine Corn Flakes, Special K, Pirinç ve Kinoa içerenler

Gıdamızdaki herşey bir denge içerisinde olmalı. Okzalattan zengin bir diyet tüketti isek mutlaka yanında kalsiyumdan da zengin gıda almak zordundayız. Vücudumuzda kalsiyum ve okzalat birbirine bağlanarak gezerek taş oluşumunun azalmasına neden olan iki maddedir.

Kalsiyum

Bol miktarda kalsiyum yemeli ve içmeliyiz. Günlük kalsiyum miktarını 1000 mg olarak hedeflemeliyiz.

Size sanki kalsiyumdan fakir beslenmek taş ihtimalinizi azaltacak gibi gelse de bunun tersi doğrudur yani süt ürünleri sizin için çok sağlıklıdır.

Kalsiyum içeren gıdalar hem kemiklerinizi sağlam tutar hem de böbrek taşı oluşturmanızı engeller. Günlük 1000 mg civarında kalsiyum almamız gereklidir ama 50 yaş üzeri kadınlar ve 70 yaş üzeri erkekler 1200 mg civarında tüketmelidir. Bu rakamlara ancak her öğün kalsiyum içeren gıdaları tüketerek ulaşabilirsiniz. Kalsiyumu ilaç olarak almaktan ise gıda olarak almak daha uygundur. Gıdalardaki yaklaşık kalsiyum oranları şöyledir:

Süt ürünleri:

İnek sütü 1 bardak 300 mg

Kefir 1 bardak 300 mg

Tuzsuz peynir ( keçi peyniri, ricotta, taze mozaralla) 1 bardak 150-300 mg

Yoğurt 1 bardak 150-300 mg

Süzme yoğurt 1 çorba kaşığı 13 mg

Süt ürünü dışındakiler

Çia tohumları 2 çorba kaşığı 630 mg

Nohut yarım bardak 350 mg

Pişmiş brokoli 1 bardak 200 mg

Çiğ yeşil lahana 1 bardak 100 mg

Kalsiyumlu meyve suları 1 bardak 100 mg

Kuru kayısı 1 bardak 75 mg

Tüm süt ürünleri aynı değildir.

Tuzlu peynirleri tüketmemeye çalışın. Özellikle işlenmiş ve sert peynirler çedar, kalıp, tulum ve benzeri peynirler yüksek tuz içerir. Benzer şekilde dondurma, donmuş yoğurt, veya kremalar da yüksek miktarda şeker içerdiği için tercih edilmemelidir.

Protein

Günde sadece bir kez yumruğunuz büyüklüğünde et sizin için yeterlidir.

Daha az hayvansal protein tüketmek bir çok böbrek taşı tipi ile savaşta çok nemlidir ama özellikle ürik asit taşlarından korunmada en önemli yere sahiptir. Protein tüketmek sağlıklı olsa da baz kişiler gerektiğinden çok daha fazla tükettiğinin farklında değildir. Böbrek taşı hastaları dana, tavuk veya balık etini günde yaklaşık 200 gr tüketse yeterlidir.Bu miktarda kişinin yumruğu büyüklüğüne denk gelir.

Bazı hayvansal proteinler diğerlerine göre daha fazla ürik asit üretirler. Purin dediğimiz bir tür protein özellikle ciddi miktarda ürik asit üretimine yol açar.

Aşağıdaki listede yüksek miktarda pürin içeren gıdalar mevcuttur. Eğer pürin içeren gıdayı aldı iseniz yemek öncesi ve sonrası birer büyük bardak su içerek pürini vücuttan dışarı atmaya zorlamalısınız.

Alabileceğiniz Gıdalar:

Hayvansal proteinlerden çok düşük miktarlar

Süt, yoğurt, tuzsuz peynir

Bezelye, mercimek veya nohut gibi bitkilerden gelen proteinler

Kısıtlayacağınız gıdalar:

Hamsi ve sardalya

Uskumru ve ringa balığı

Mezgit ve Morina balığı

Karides, Midye ve Ahtapot

Balık yumurtası

Et suyu veya yahni sosu

Kıyma

Sakatat

Dana ve geyik eti

Kaz ve keklik

Bira mayası ve ürünleri

Mümkün olduğunca protein i mercimek, nohut, yumurta ve süt ürünlerinde almalısınız. Hala ürik asit miktarınız yüksek ise ilaç kullanmanız gerekebilir.

Tuz

 Yemeklerinize tuz atmak yerine farklı baharatlar ekleyerek hala yemek tadını koruyabilirsiniz.

 Günlük tuz miktarınızı 2300 mg’ın altında tutmalısınız.

Böbrek taşı olanların ortalama tuz tüketimi 5000 mg civarındadır. Yüksek miktarda tuz tüketenlerin vücutlarının yeterli miktarda kalsiyum emmesi çok güçtür. Bu nedenle dolaşımdaki kalsiyum idrara geçer ve taş oluşumu meydana gelir.

Her porsiyonda tükettiğimiz tuz miktarı bizim için önemlidir. Ancak aldığımız tuzun sadece %25 i tuzluktan ektiğimiz tuzdan gelir. Asıl büyük miktarda tuzu işlenmiş ve endüstriyel gıdalardan alırız. Hazır hamur işleri, atıştırmalıklar ve paketlenmiş gıdalar yüksek oranda tuz içerir.

Böbrek taşları ile en etkin olarak daha az tuzlu gıdalar tüketerek savaşabiliriz. Günlük aldığımız tuzun miktarı bir çay kaşığını geçmemesi gerekir. Tuzu azaltarak tansiyonumuzu da kontrol altına alabiliriz.

İlk başlarda tuzun tadını çok özleriz ve ararız ama 3 hafta sonrasında işlenmiş gıdaların ne kadar yüksek miktarda tuz içerdiğini sadece tadarak bile hissetmeye başlayabileceğimiz arınmış bir sürece gireriz.

Tüketebileceğimiz Gıdalar:

Her türlü baharat. Özellikle sarımsak, zencefil, kimyon, limon denemeliyiz

Taze donmuş ve tuz eklenmemiş olan tüm donmuş sebzeler

Taze donmuş meyve ve sebzeler

Süt, yoğurt ve Tam tahıl

Kısıtlayacağımız Gıdalar:

Paketli gıdalar

İşlenmiş Gıdalar ( Düşük Tuz miktarı içerenleri az miktarda alabiliriz)

Fastfood

Standart restoran yemekleri

Yemeklere sonradan eklenen tüm soslar, ketçap, mayonez gibi..

Evde yemekleri, taze meyve ve sebze sağlıklı beslenme ve az miktarda tuz tüketmenin en kolay yoludur.

Gıda Etiketlerini Etkin Okumak

Gıda etiketlerinin üzerinde içerdikleri tuz, protein, yağ ve diğer maddeler ayrıntılı olarak  yazılıdır. Ancak önemli olan nokta bu miktarların 100 gr içerisinde ya da porsiyon başına olmasıdır. Zira hazır paketlerin hepsi ya 100 gr dan fazladır ya da bir porsiyondan daha büyüktür. Paketi aldığımızda paketin kaç gram olduğunu anlayıp içindeki maddeleri bu ağırlığa göre oranlamamız gerekir. Örneğin 100 gr içerisinde 1 gr tuz olan bir cipsin paket  ağırlığı eğer 300 gr ise bütün paketi yediğimizde alacağımız tuz miktarı 3 gr yani 3000 mg olup günlük limitimizin çok üzerinde olacaktır.

Diğer bir önemli nokta maddelerin isimleridir. Tuz her zaman sodyum olarak yazılmayabilir. Ya da şeker yazmayıp bunun yerine karbohidrat yazabilir. Benzer şekilde yağ yazmayıp kolestrol yazabilir.

İşte size bazı terimler ve anlamları:

Tuz: sodyum benzoat, disodyum, monsodyum glutamat veya MSG

Tuzsuz: porsiyon başına 5 mg dan daha az sodyum veya hiç sodyum klorid içermeyen

Çok düşük sodyum: Porsiyon başına 35 mg dan daha az sodyum

Azaltılmış sodyum: porsiyon başına %25 daha az sodyum içeren

Light veya Diyet: Kalori veya yağ oranı en az %50 azaltılmış

Sodyum light: Sodyum veya tuz oranı en az %50 azaltılmış

Diyetinizin en başında yemek günlüğü tutmanız çok faydalı olacaktır. Aldığınız tuz protein ve yağ oranlarını takip etmeniz etkin bir taş diyeti yapmanızı sağlayacaktır. Bir süre sonra oranları ve rakamları aklınızda tutmaya başladığınız için günlük ihtiyacınızda kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

İçecekler

Böbrek taşları ile savaşta olabildiğince bol sıvı almak en önemli adımdır. Böbrek taşlarını engellemek için yapabileceğiniz en önemli şey özellikle su başta olmak üzere bol miktarda sıvı tüketmektir. Ana amaç günde 10 büyük bardak ile su içmektir. Hava sıcak ise, spor yapıyorsanız ya da aşırı terliyor iseniz bu oranı daha da yükseltmelisiniz.

Daha fazla sıvı tüketebilmek için bazı öneriler

Dışarıda yanınızda mutlaka su taşıyın

Her öğün gıda ile beraber içecek almayı unutmayın. İçtikleriniz kafeinsiz ve şekersiz olsun.

İşyerinizde veya evinizde bir sürahi suyu mutlaka masanızda veya buzdolabınızda tutun

Bardağınızdaki suya bir miktar limon, lime, karpuz veya nane yapraklarını renk ve tat için katabilirsiniz

Sulu meyveleri (kavun karpuz, erik, marul veya salatalık gibi) daha fazla tüketebilirsiniz.

Su içeceğiniz zamanları cep telefonunuzun saat ayarlarına yazın

Su haricinde süt, limonata, ice tea (buzlu çay) ve şeker katkısız meyve püreleri (smoothies) içebilirsiniz

Üzüm veya mangoyu ya da kavunu dondurup küpler halinde kesip suyunuzun ya da çayınızın içerisine şeker gibi atabilirsiniz

Meyveleri çürütmeyin ve özellikle muzları, çilekleri, şeftalileri, böğürtlenleri veya kayısıları   dondurup harika smoothies hazırlayabilirsiniz

Bol sıvı sağlığınız için bir çok açıdan iyidir:

  • Kalp hızı ve tansiyonu ayarlar
  • Vücut ısısını düzenler
  • Vücuttaki atık ve zehirleri temizler
  • Vücutta oksijen ve besinleri daha etkin taşır
  • Organları, dokuları ve eklemleri korur
  • Böbrek taşlarını engeller !!!!

Öğünler:

Kahvaltı

Güne iyi başlamak için iyi bir kahvaltı gibisi yoktur. İşte size sağlıklı kahvaltı için bazı öneriler:

Mutlaka su içerek başlayın. Çay veya kahve içmenize engel bir durum yok ama bir büyük bardak gerekirse buzlanmış su içmek vücudunuza çok iyi gelecektir.

Diyetinize odaklanın. Taze sebze ve meyveler her zaman en iyisi. Şekerli ve tuzlu gıdalardan kaçının. Portakal suyu yerine mesela mangoyu tercih edin çünkü portakalın okzalat miktarı belirgin derecede yüksektir.

Kalsiyumlu gıdalara dikkat edin. Gıdanıza süt ve süt ürünlerini ekleyerek (süt, peynir ve yoğurt) kalsiyum alımınızı yükseltin. Ama soya, badem veya pirinç sütünden okzalat yükü nedeniyle kaçının

Şekeri kısıtlayın. İşlenmiş gıdalardan kaçının. Mısır şurubu, früktoz şurubu, reçel, sukroz, şeker kamışı şurubu, nektar, pirinç unu şeker hastalığı riskinizi yükselttiği gibi böbrek taşı ihtimalini de arttırır. Herhangi bir hamur işi yapmak zorunda iseniz normalde kullandığınız şekerin sadece yarısını koyun. Hala çok iyi bir lezzete sahip olduğunu göreceksiniz.

Ana Yemekler:

Böbrek taşları ile savaşınızda yemek konusunda oldukça ciddi olmalısınız. Ana amacınız daha fazla sıvı, daha fazla kalsiyum, daha az tuz, daha az okzalat ve daha az hayvansal protein tüketmek olmalı. Ana yemeklerinizde kullanabileceğiniz bazı öneriler burada:

Taze gıda tüketin. Ev yapımı ve taze gıda tüketmek önemlidir. Modern gıdalarımızın %75 i tuz ve şekerden zengin hazır gıdalardan oluşmaktadır. Evde taze meyve ve sebze ile beslenmek sağlığımız için en önemli adımlardandır.

Her zaman yemeğe su ile başlayın. Yemeğin başında ve sonunda su içmek sizin için bir alışkanlık olmalıdır.

Konserveden kaçının. Konserve gıdalardan ziyade donmuş gıdaları tercih edin. Her zaman düşük sodyumlu veya az tuzlu gıdaları seçmeye çalışın. Konserve gıdaları bol su ile yıkamak da tuz oranını yarı yarıya azaltabilir

Yavaşlayın. Yemeği yavaş ve küçük lokmalar ile yemek hem yemekten aldığınız zevki arttırır hem de vücuda alınan yüke vücudun uyumunu kolaylaştırır.

Baharatlayın. Sofranızdaki tuzluğu baharatlığa çevirin Tuzluğun olmaması baharatların, sıcak ev yapımı sosların ya da sağlıklı taze sebzelerden yapılan yan sosların tadlarının daha iyi alınmasını sağlar.

Sirke ve limon suyu ile tanışın. Tadları yoğunlaştırmak için farklı sirkeleri ve limon suyunu salatalara, sebzelere ve hatta bazı meyvelere katmaya alışın.

Planlama yapın. Eğer etli ve tuzlu bir yemek yiyecekseniz o gün başka bir öğünde hiç et ve tuz almamayı planlamalısınız. Diğer öğünlerde alternatif gıdaları önceden planlayarak ona göre diyetinizi uygulamalısınız.

Kalsiyum alın. Eğer okzalattan zengin bir öğün veya gıda alıyorsanız mutlaka fazladan kalsiyum almayı planlamalısınız.

Yemeklerinizin yanında tercih edebileceğiniz farklı tatlar:

Brokoli Pilavı: Brokolileri büyük parçalara böldükten sonra ucndaki çiçekleri pirinç tanesi kadar ufalayın. Ardından zeytinyağı, ezilmiş sarımsak ve bir miktar baharat ile 5 dakika kadar soteleyin. Üzerine biraz limon suyu ekleyin. Balık ve tavuk yanına çok yakıştığını göreceksiniz.

Buharda pişmiş Karnabahar: Parçalanmış karnıbaharın bir miktar yeşil fasulye ile buharda pişirilmesi hem yüksek miktarda protein hem de patates püresine göre çok daha az oksalat alınmasını sağlar. Karnabahar ve yeşil fasulye fırınlanmış sarımsak, sebze salatası ve maydanoz ile çok güzel bir tat kazanır.

Brüksel lahanası ıspanak yerine çok daha aza okzalat içerir. Bunun haşlanmış olarak kırmızı et yanına konması daha uygundur. Ayrıca sarımsak ve baharat ile tatlandırabilirisiniz.

Salata ve Soslar:

Salata ve soslarınızda düşük tuz, düşük okzalat ve ürik asit almanızı sağlayacak öneriler burada:

Cipslerinizin tipini değiştirin. Patates cipsi yerine süs lahanası veya kıvırcık lahana (kale) cipsi deneyin. Evde süs lahanası cipsi yapmak çok kolaydır. Yapraklarının ortasındaki sert kısmı çıkartın ve tepsiye tek sıra olarak yaprakları dizip  zeytinyağını üzerine sprey ile sıkın. 425 derecede 10 dakika fırında kıtır kıtır olana kadar bekleyin. Toz sirkeyi üzerine serpip afiyet ile yiyin.

Kızartmalarınızı değiştirin. Kızarmış patates yerine havuç çubuklarını deneyin. Havuçları ince çubuklar halinde kesin ve bunları biberlenmiş zetyinyağı ile ovup 425 derece 10 dakikada bir yüzlerini çevirerek üzerine düşük tuz içeren baharat karışımlarından serpip toplam 20 dakika fırında tutun.

Soslarınızı değiştirin. Mayonez yerine avakado ezmesi veya süzme yoğurt denemelisiniz. Bu yeni soslar hem kalsiyumdan zenginler hem de tuz ve okzalattan fakirler.

Meyve miktarını arttırın. Taze meyveler hem okzalattan hem de tuzlardan fakirdir. Kavun ve üzümler ara öğünler için oldukça sağlıklıdır. Elma püresi veya pişirilmiş şeftali tatlı sosları sevenler için mükemmel alternatiflerdir.

Tuzlu ara öğünlere elveda. Turşulara, konservedeki veya marine edilmiş sebzeler, zeytinler, etler ve et ürünleri, sert kalıp peynirler ve tuzlanmış yemişlerden kaçınılmalıdır.

Hazır salata soslarına dikkat. Hazır soslar tuz ve yağ bakımından çok zengindir ve hazır soslardan kesinlikle kaçınmak gerekir. İşte size mükemmel bir salata sosu tarifi: 1 bardak süzme yoğurt, yarım kaşık taze veya kurutulmuş dereotu, yarım kaşık kurutulmuş maydanoz, çeyrek çay kaşığı sarımsak tozu, yarım çay kaşığı kurutulmuş doğranmış soğan ve bir çimdik kara biber. Bunların hepsini karıştırıp salata üzerine boca edebilirsiniz.

Bazı Öneriler:

Dışarıda Yemek

Önceden Planlayın. Kendi evinizde daha az sodyum, okzalat ve et tüketin ki dışarıda yemek için alternatifleriniz daha fazla olsun.

Her restoran ve kafe aynı değildir. Müşterilerin taleplerine göre farklı alternatifleri sunabilen yerleri tercih edip hazır fast food dan uzak durun.

Vejeteryan menüye yönelin.

Menüdeki yemekleri sorun.  Menüdeki yemeğin nasıl hazırlandığını ve düşük tuz kullanılıp kullanılmadığını sorun. Sadece yiyebileceğiniz şeyleri sipariş edin.

Sosları yemek üzerine değil ayrı bir tabakta isteyin. Sosları ne olduğunu görüp tüketip tüketmeme kararı verebilmeniz için mutlaka ayrı bir tabakta almalısınız.

Tuzlu çorbalar. Çorbalar genellikle restoranlarda oldukça tuzlu hazırlanır. Tuzdan kaçınmak için bunu sorun ya da emin olmak için tatmak istediğinizi söyleyin.

Buharda pişmiş. Buharda hazırlanmış sebzeler her zaman basit soslar ile çok lezzetli ve doyurucu olurlar.

Küçük şeyler önemlidir. Turşudan, marine edilmiş sebzelerden, tuzlu sert peynirlerden, işlenmiş etlerden, hazır krutonlardan, tuzlanmış kuruyemişlerden kaçının. Miktar olarak çok az olsalar bile çok yüksek derecede tuz içeriyor olmaları muhtemeldir.

Fastfood

Salata ile başlayın. Sosunu mutlaka ayrı bir kapta isteyin.

Kızarmamış ve Ekmek eklenmemiş alın. Kızartma ve ekmek her zaman yüksek tuz ve okzalat içerir.

Soslardan kaçın. Hazır soslar tuz, şeker ve okzalat bombasıdır.

Porsiyonu ufaltın. Her yemeği düşündüğünüz şeyin en küçük boyunu sipariş edin.

Kızartmalar iptal. Bunun yerine salatayı tekrar veya yerine meyve sipariş edin.

İçecekler önemlidir. Dışarıda sipariş edilen içecekler hemen her zaman hazır içecek oldukları için yoğun şeker içerirler. Gazlı içecekler ve şuruplar ile hazırlanmış içeceklerden kaçının. Özellikle kola sukroz, früktoz, fosfat ve okzalat açısından çok zengindir. İçecek diyetinizde koladan kaçınmalısınız.

PRP tedavisi P-Shot, Priapus Shot, penis gençleştirme aşısı olarak da adlandırılmaktadır.

PRP nedir?

Platelet Rich Plasma’nın (kan pulcuklarından zengin plazma) kısaltmış adıdır. Genel olarak kişinin kendi kanından bazı özel işlemler ile elde edilen içinde yara iyileşmesini, yeni doku oluşumunu, yeni damar oluşumunu ya da damarların eski esnekliğine kavuşmasını sağlayan özel büyüme faktörlerini içeren plazma sıvısıdır. Özetle kanın içinde saklanan gizemli bir iksirdir.

PRP hangi sağlık alanlarında işe yarar?

PRP uzun zamandır cilt gençleştirme amaçlı kozmetik tedavide, saçlı deride saç dökülmesini engelleme ya da saçları gürleştirme amaçlı cilt hastalıkları dalında, eklem ağrılarının giderilmesi için fizik tedavi ve ortopedide kullanılmaktadır. Bu alanlardaki etkinliği nedeniyle vücudun diğer gençleşme gerektiren alanlarında da kullanılmaya başlanmıştır.

PRP tedavisinin Penis üzerindeki etkisi nedir?

Diğer organlarda olduğu gibi PRP, peniste içine kan dolup kanı hapseden özel damarsal yapıların hücrelerinin yenilenmesini ve yeni damar oluşumunu sağlamaktadır. Penis içerisinde hücre ve doku yenilenmesi ve gençleşmesi sağlanarak penis içerisine dolan kanın miktarı yükselmekte ve penisin daha çok beslenmesi, sinir dokularının daha etkin çalışması, hassasiyetinin yükselmesi, ereksiyon kalitesinin artması ve boyutunda da pozitif değişiklikler olması izlenmektedir.

PRP tedavisinin Penis üzerindeki Etkinliği üzerine Bilimsel Çalışmalar var mı?

İlk olarak farelerde yapılan deneylerde PRP’nin penisin damar yapısı üzerinde yapıcı ve onarıcı üzerinde etkisi olduğu gösterilmiştir. Penise giden sinirlerin kesilmesi sonrasında oluşan farelerdeki penis üzerindeki ereksiyon ve boyut kaybının PRP tedavisi sonrasında hücresel boyutta eski haline döndüğü gösterilmiştir. Fareler üzerinde yapılan bu deney metodu insanlardaki prostat kanseri tedavisi (radikal prostatektomi ve radyoterapi) sonrası olan penisteki değişiklikleri taklit etmek için oluşturulmuştur. Bu bağlamda hayvan deneyi olarak PRP tedavisinin prostat kanseri tedavisine bağlı penis boyu ve ereksiyon yeteneğindeki azalma durumlarında etkin olabileceği gösterilmiştir. Bilimsel hakemli dergilerde yayınlanan hayvan deneyi çalışmaları aşağıdadır:

Optimization of platelet-rich plasma and its effects on the recovery of erectile function after bilateral cavernous nerve injury in a rat model. Wu YN, Wu CC, Sheu MT, Chen KC, Ho HO, Chiang HS. J Tissue Eng Regen Med. 2016 Oct;10(10):E294-E304.

 The neuroprotective effect of platelet-rich plasma on erectile function in bilateral cavernous nerve injury rat model. Wu CC, Wu YN, Ho HO, Chen KC, Sheu MT, Chiang HS. J Sex Med. 2012 Nov;9(11):2838-48.

Bu çalışmalar üzerine PRP insanlarda da denenmeye başlamış ve klinik anlamda da PRP’nin penis üzerinde pozitif etkileri olduğu gösterilmiştir. İlk çalışma 4 hastada işlemin etkinliği ve zararlarının olup olmadığı üzerinde yapılmıştır. Çalışma oldukça ilgi uyandırmış ve daha fazla sayıda klinikte işlemin yapılması başlanmıştır. Bu ilk çalışmanın künyesi aşağıdadır:

Safety and feasibility of platelet rich fibrin matrix injections for treatment of common urologic conditions.Matz EL, Pearlman AM, Terlecki RP Investig Clin Urol. 2018 Jan; 59(1):61-65.

Bu çalışmanın arkasından yapılan başka insan çalışmalarında da etkin sonuçların elde edilmesi nedeniyle bazı derleme yazıları yazılmıştır:

Recent advances in the understanding and management of erectile dysfunction

Sarah C Krzastek, Justin Bopp, Ryan P Smith, Jason R Kovac

Version 1. F1000Res. 2019; 8: F1000 Faculty Rev-102.

PRP’nin penis boyutu ve erkesiyon kapasitesi üzerinde etkin sonuçların elde edilmesi üzerine Peyronie hastalığında bile PRP tedavisi denenmeye başlanmıştır. Ameliyatı geciktirebileceği hatta gerek kalmamasına neden olabileceğine dair yazılar ve derlemeler de bildirilmiştir. Bu çalışmalar da aşağıdadır:

Virag R, Sussman H, Lambion S, et al. Evaluation of the benefit of using a combination of autologous platelet rich-plasma and hyaluronic acid for the treatment of Peyronie’s disease. Sex Health Issues 2017; 1: 1–8.

 Non-invasive treatment in the management of Peyronie’s disease. Karen Randhawa, C. J. Shukla. Ther Adv Urol. 2019 Jan-Dec; 11: 1756287218823671.

Tüm bulgular ışığında, PRP tedavisinin penil protez tedavisi gerektirecek şiddetli ereksiyon kayıplarında veya cerrahi onarım gerektirmek zorunda olan şiddetli Peyronie hastaları dışındaki orta veya düşük dereceli problemlerde denenebileceği, sertleşmeyi arttırdığını bildiğimiz bazı ilaçlara olan etkiyi kuvvetlendirebileceği, ESWT tedavisi (penis şok tedavisi) etkinliğini yükseltebileceği düşünülerek güvenle kullanılabileceği bildirilmiştir.

Penis PRP tedavisinin yurtdışında başka kliniklerde kullanımı var mı?

Avrupa, ABD, Avustralya gibi bir çok yurtdışı merkezde PRP tedavisi sık  olarak yapılmaktadır. Hatta sadece bu tedaviyi uygulayan özel merkezler de kurulmuştur. Bu kliniklerden bazılarının web siteleri aşağıdadır:

http://www.browardurologycenter.com/treatments/sexual-health/the-priapus-shot-or-pshot-prp-platelet-rich-plasma-penile-injection

https://jasonemermd.com/platelet-rich-plasma-prp-for-penile-rejuvenation/

https://www.pollockclinics.com/erectile-dysfunction/the-p-r-p-shot/

https://wfmedispa.com/pelvic-sexual-health/mens-pelvic-sexual-health/penile-prp-therapy/

https://www.numalemedical.com/permanent-shrinkage-treating-penile-atrophy-with-platelet-rich-plasma-prp-therapy-2/

PRP tedavisi Penise Nasıl Uygulanır?

İşlem tamamen ameliyatsız ve anestezi riski olmadan uygulanır. Hastadan önce 1o ml civarında kan alınır. Hastanın kanı özel bir tüp içerisinde yüksek teknoloji içeren yöntemlerle işleme tabi tutulur. Kanın içerisindeki kırmızı kan hücreleri, beyaz kan hücreleri, ödeme sebep olan bazı maddeler tamamen ayrılır ve geriye sadece büyüme faktörleri ve kan pulcukları kalır. Elde edilen kan pulcuklarından zengin olan kısmın en üstte kalan kısmı yine özel bir şekilde 2-3 ml’lik plazma olarak başka bir özel tüp alınır.

Bu tüp dikkatli bir şekilde çok ince bir iğne sayesinde direkt penis içerisindeki sertleşmeyi sağlayan süngersi damar yapısının içerisine enjekte edilir. İşlem kan alınmasını takiben yaklaşık 45 dakika civarında bir zaman alır. İşlem sonrası genellikle ağrı olmaz ve hasta kendi iş yaşamına hemen dönebilir. Cinsel aktiviteye de ertesi gün devam edebilir.

PRP tedavisi penis üzerine haftada 1-2 kez olarak 2 veya 3 hafta arka arkaya verilebilir. Tedavi sayısı ve sıklığı hastanın durumuna göre ayarlanabilir.

PRP tedavisinin Penis üzerindeki Etkisi ne zaman Başlar?

Etkiler 3 ay içinde görülmeye başlar. Hastalara tedavinin daha az miktarda 3-6-9-12. aylarda tekrarlanması da gerekebilir. Ek olarak verilebilecek penis şok tedavisi (ESWT), haplar, penis traksiyon veya vakum uygulamaları tedavinin daha hızlı olmasını sağlayabilir. 12 ayın sonunda elde pozitif bir sonuç yok ise tedavinin daha uzun sürmesi için bir neden yoktur. Alternatif tedaviler ya da ameliyat gerektiren tedavilere başvurulmasına gerek vardır.

Penis PRP tedavisi Kimlere Yapılamaz?

  • Bilinen kan hastalığı olanlar
  • Bilinen kan pıhtılaşma bozukluğu olanlar
  • Ciddi kan sulandırıcı veya inceltici tedavi alanlar
  • Aktif kanser tedavisi alan ve hastası olanlar

Penis PRP tedavisinin avantajları nelerdir?

  1. Bu tedavide hiçbir şekilde dışarıdan ek bir madde vücuda verilmez. Tamamen şahsa özgü ve kişinin kendini iyileştirebilme kapasitesi ile ilgilidir.
  2. Ameliyat gerektirmez ve ağrısız bir işlemdir.
  3. İlaçlar ile elde edilemeyecek uzun süreli bir sonuç hedeflenmektedir. Hayat boyu ilaç kullanarak cinsel aktivitede bulunma yerine bir alternatif olarak denenebilir.
  4. Tedavi tamamen doğal ve alerjik reaksiyonlardan uzaktır. İlaç ya da benzeri tedavilerin olası yan etkilerinden tamamen arınmıştır.
  5. Gençleştirme etkisi daha önce insanların cildi, saçları ve eklemlerinde test edilmiş ve çok yüz güldürücü sonuçlar alındığı gösterilmiştir. Yurt dışında birçok ünlü sporcu ve ünlünün düzenli olarak PRP tedavisi aldığı bilinmektedir.

Penis PRP tedavisinde Etkinlik Garantisi Var mıdır?

PRP tedavisi cilt, saçlı deri ve eklemde yüksek oranda etkin bulunsa da peniste halen alternatif tedavi metodu olarak kabul edilmelidir. Tedavinin kişiden kişiye etkinlik olarak değişiklik göstereceği bilinmelidir. 1 yıl içinde fayda görülmedi ise tedavinin devam etmesi önerilmemektedir. PRP’nin etkinliğinin artması için PRP içerisine bazı sentetik maddeler ya da kök hücre eklenmesi de söz konusudur. Ancak bu çalışmalar daha çok araştırma amaçlı kullanılmaktadır.

Penis PRP tedavisi konusunda son olarak ne diyebiliriz?

Eğer ereksiyon yeteneğinizde ve penis boyutunuzda kalp damar hastalıklarınız, şeker hastalığınız, prostat gibi bazı ameliyat veya farklı tedavilere veya sadece yaşlanmaya bağlı hafif veya orta dereceli bozulmalarınız var ise penise PRP tedavisi güvenli, bilimsel dayanağı olan, ağrısız bir tedavi alternatifidir.

PRP tedavisi alternatif bir yöntem olup diğer tedaviler ile beraber de uygulanabilir. PRP tedavisi doğal ve alerjik reaksiyon yapamayacak bir tedavidir. Eğer 1 yıl içinde fayda görülmez ve cerrahi tedavi yapılması planlanırsa cerrahi tedavinin yapılmasını zorlaştırmaz.

Üroloji doktorunuz ile problemlerinizin PRP ile tedavi alternatifi olup olmadığını mutlaka konuşmalısınız.

 

Kısa veya Küçük Penis

Erkeklerde penis boyu oldukça önemli bir konu olsa da aslında yapılan çalışmalar sertleşme esnasında penis kökünden ucuna kadar 10 cm olan bir uzunluğun yeterli olduğunu göstermektedir. Ancak bu uzunluk 8 cm ve altında olan erkeklerde öncelikle bazı hormonal ve genetik çalışmalar yapılıp altında başka bir hastalık olup olmadığı araştırılmalıdır. Sıklıkla saptanan durum beyinden salgılanan bazı cinsiyet hormonlarının yetersiz olmasıdır ki bu hormonlar hastanın yaşı ne olursa olsun ilaçlar ile verildiğinde penis boyu ile beraber, kıllanma, ses kalınlaşması ve vücut kaslarında artış sağlanabilir.

Ancak toplumumuzda en sık rastlanan durum sünnet hataları ya da gömük penise bağlı penis ufaklığıdır. Bunun tedavisi penis uzatma, penis büyütme ya da falloplasti cerrahileridir. Burada penis gömüldüğü yağ tabakasından çıkartılır ve vücut dışına doğru sabitlenir. Ardından penis cildi özel bir şekilde kapatılır.

Bu operasyonlarda peniste daha uzamış bir görüntü elde edilir. Küçük penisin daha ağır formu epispadias ya da hipospadias gibi başka hastalıklarda görülebilir ki bu durumlarda genel de gereken eğri penise bağlı olan kısalığın penise yama konarak düzeltilmesidir. Penis uzatma ve büyütme cerrahileri genellikle günübirlik bir ameliyat olarak yapılabilir ve oldukça tatmin edici sonuçlar elde edilir.

Penis Büyütme

Aşağıdaki fotoğraflarda bomba patlamasına bağlı bir çok ameliyat geçirip penis boyu ve kalınlığı çok ufak olan bir penisin penis uzatma ve penis yağ enjeksiyonu sonrası oluşan görüntüsü görmektesiniz. Penis 14 cm’ye ve çevresi de 15 cm çapa ulaşmış durumda. Yaklaşık 4 hafta sonrası yağ kendiliğinden emilerek çevresi 12 cm’ye kadar inecektir.

Cilt Problemleri

Sünnet hatalarının en sık olanı aşırı yara izleri veya dikiş izleridir. Bazen yara izi tüm penisi ya da uçtaki etli kısmı tamamen içine alabilir. Bunun tedavisinde sünnetin tekrarlanması ya da revize edilmesi gerekebilir.

Sarkık Torba

Bazı beylerde torba derisi aşırı derecede sarkık olabilir. Bu durum hem görüntü hem de oturmayı veya cinsel ilişkiyi zorlaştıracak kadar olabilir. Bu durumlarda torbanın ufaltılması ve görünüm olarak daha normal bir hale getirilmesi mümkündür.

Penis Uzatma Ameliyat Resimleri

Diğer Bir Penis Uzatma Ameliyatı Resimleri

Örnek Penis uzatma ve Büyütme Ameliyatı Videosu

Prof.Dr. Selçuk Yücel’in katılmış olduğu üroloji ve çocuk ürolojisi konularındaki kongre, konferans, toplantı ve derslere ait sunumlar.

Çocukluk Döneminde Konjenital Kurvatür Tedavisi
TÜAK, Pediatrik Androloji ve Adölesan Androloji Kursu, 21 Aralık 2018, İstanbul

Erektil Disfonksiyonda Tanısal Yaklaşım
7. Adrenal Gonad Sempozyumu, İstanbul Bilim Üniversitesi,
İstanbul Florence Nightingale Hastanesi, 23-24 Şubat 2018

İnmemiş Testiste Hormonal Tedavi Faydasızdır
27. Ulusal Üroloji Kongresi, 26-29 Ekim 2018, Bafra, KKTC

Başarısız Hipospadias Onarımı Kursu
Hipospadias Cerrahisinde Komplikasyonlar Ve Yeniden Onarım Yaklaşımları

Büyük Üroloji Buluşması 2013, Antalya

Böbrek Transplantasyonu Öncesi Ürolojik Araştırma
Böbrek Nakli Öncesi Ürolojik Sorunları Olan Hastaya Yaklaşım

Ders Notları

Çift Cinsiyet (İntersex Transgender)
Cinsel Başkalaşım Bozuklukları

TÜYK 2006, Ankara

Cinsiyet Farklılaşım Bozuklukları
Androloji Kongresi, 2007

Distal Hipospadias
25. Ulusal Türk Üroloji Kongresi, Kıbrıs, 2016

Dönem 3 Öğrenci Dersi: (Hematuria) İdrarda Kan
Hematüri Ve İdrar Renk Değişiklikleri

Ders Notları

Dönem 5 Öğrenci Dersi: Obstruktif Üropati
Ders Notları

Dönem 5 Öğrenci Dersi: Pediatrik Üroloji
Ürogenital Sistemin Konjenital Anomalileri

Ders Notları

Dönem 5 Öğrenci Dersi: Penis ve Skrotum Hastalıkları
Ders Notları

Rekonstrüktif Üroloji Nedir?
Ders Notları

İnmemiş Testis Nasıl İner?
Testis İnmesinin Regülasyonu

8. Ulusal Androloji Kongresi, İzmir, 22 Mayıs 2009

Dış Genital Sistem Anomalileri: Kriptorşidism, Hidrosel, Herni, Varikosel
7.TÜYK Sınavı Hazırlık Kursu, 2010, Ankara

Çocuk Ürolojisi, Nöroüroloji, Fonksiyonel ve Rekonstrüktif Üroloji
International Hospital, 21 Ekim 2013

Prostat Kanserinde Tedavi
Prostat Kanserinde Hormonal Tedaviler

Prostat Kanseri Toplantısı, Antalya, 27 Haziran 2013

Testis Torsiyonu
Testiküler Torsiyon

23.Ulusal Üroloji Kongresi, Antalya, 16-19 Ekim 2014

UPJ Darlığında Yaklaşım
XX. Ulusal Üroloji Kongresi, 2008, Antalya

Vezikoüreteral Reflü: VCUG Voiding Kime Ne Zaman Çekilmeli?
Ulusal Bilinçle Güncel Üroloji, Gaziantep, 19-20 Aralık 2009

Vezikoüreteral Reflüde Endoskopik Cerrahi
Vezikoüreteral Reflü Ve Subüreteral Enjeksiyon: “Sting”

Türk Üroloji Derneği – Doğu Anadolu Şubesi Toplantısı, Erzurum, 27 Aralık 2009

VUR’da Açık Cerrahi Teknikleri
Üreteral Reimplantasyon Teknikleri

Excessive Pediatrik Üroloji, 3 Mayıs 2017, Medeniyet Üniversitesi, İstanbul

VUR’da Endoskopik Cerrahi
Vezikoüreteral Reflü Tedavisinde Endoskopik Cerrahiler

22. Ulusal Üroloji Kongresi, KKTC, 2-6 Mayıs 2012

Approach To Stress Urinary Incontinence: Midurethral Slings
Mediterranean & Gulf Urology Forum Annual Meeting, 3-4 October 2013

Botulinum Toxin in Lower Urinary Tract
Acibadem University

Hypospadias Complications
Management Of Challenging Hypospadias Cases: Short And Long Term Complications

Acibadem University

Let’s All Talk The Same Language: Standartisation of Definitions and Terminology
LUT Symptoms in Pediatrics and Dysfunctional Voiding, ICS 2017, Florence

How to Manage Boys operated for Posterior Urethral Valve and Severe Hypospadias
Transitional Care for Continence in Congenital Malformations, ICS 2017, Florence

What is New in Urinary Incontinence: A Practical Look on the Guidelines
Acibadem University

 

Erkeklerin %10 unda testis çevresi toplardamarlarında genişleme ve varisleşme görülür. Bu erkeklerin %25 inde ise bu varisleşme ( varikosel ) erkeğin sperm kalitesini ve testis boyutunu etkiler. Aslında erkek tipi kısırlığın en sık nedeni varikosel hastalığıdır. Bu rahatsızlık çoğu zaman doğumsal bir bozukluk olsa da özellikle karın içi basıncını arttıran işlerde çalışanlar (halterciler, sporcular) ya da uzun süre ayakta kalmayı gerektiren işlerde çalışanlarda (kabin memurları, güvenlik görevlileri) daha sık izlenebilir.

Çoğu kişi torbada şişlik, ağırlık hissi, bacağın içine doğru vuran ağrı ya da sadece kısırlık yakınmaları ile başvurur. Fizik muayenenin yanında testis damarlarını ölçen özel bir ultrasonda oldukça etkili tanı araçlarıdır.

Varikosel tanısı alan her erkeğin mutlaka sperm tahlili yaptırması gereklidir. Sperm analizinde en sık görülen anormallik sperm sayısı azlığı ve hareketliliğindeki bozulmadır.

Varikoselin ilaç ile tedavisi yoktur. Tek tedavisi cerrahi operasyondur. İşlemin mutlaka mikroskop altında yapılması gereklidir. Kasık üzerindeki ufak bir kesiden testis damarları ortaya konup mikroskopik büyütme altında damarların tek tek varislerin kaybolması için bağlanması ve bu esnada atardamarların korunması gerekir. Mikroskop altında tecrübeli ellerin operasyonu yapması hem başarı oranını yükseltir hem de varikoselin tekrarlaması riskini azaltır. Yine de varikosel tekrarlaması ve ameliyat edilen testiste su birikmesi olma ihtimali %1 ile %5 arasında vardır. Bu durumlar ise ikincil operasyon gerektirir. İkincil operasyonların mutlaka çok tecrübeli ellerde yapılması önerilir.

Varikosel operasyonu günübirlik bir işlemdir ve 2 gün sonrasında duş alınabilir ve cinsel aktiviteye 7. günde başlanabilir ama karın içi basıncının yükseltici işler (ağırlık kaldırmak gibi) birkaç ay sonraya ertelenmelidir. Sperm analizi kontrolü ise en erken 6 ay sonra ve özellikle 1 yıl sonrasında yaptırılmalıdır.

Varikosel operasyonunun etkinliği hastaların yarısında sperm analizinde görülür. Ancak diğer yarısında değişmeme ya da daha kötüye gitme görülebilir. Hangi hastanın düzeleceği hangi hastanın düzelmeyeceğini öngörmek şu an için mümkün değildir.

Bu makalenin orjinali Doktor Takvimi sitesinde yayınlanmıştır.

Her 100 çocuktan birinde olan vezikoüreteral reflü çocuklardaki idrar yolu enfeksiyonlarının en önemli ve en sık nedenidir. Kız çocuklarında daha sık izlenirken erkek çocuklarda posterior üretral valv denilen idrar yolunun perde ile kapalı olması varlığında gelişebilir.

Normal bir idrar yolunda böbrekten idrar tüpü üreter ile mesaneye ilerleyen idrar bir daha mesaneden geriye böbreğe geri dönmez. Üreter ile mesane kavşağındaki bu yapı doğumsal olarak tam gelişmemiş ise mesanedeki idrar üretere ve oradan da böbreğe geri dönebilir. Bu durum ise vezikoüreteral reflü olarak adlandırılır.

Ülkemizde vezikoüreteral reflü (VUR) hastalığı böbrek yetmezliklerinin neredeyse 1/3 ünden sorumludur. VUR varlığında gelişen idrar yolu enfeksiyonları böbreklerdeki bazı çalışan alanları öldürüp böbreklerde çalışmayan alanlar meydana getirebilir. Bu alanlar DMSA denilen özel bir nükleer tıp çekiminde skar olarak adlandırılan görüntüler meydana getirir.

Bu nedenle her ateşli idrar yolu enfeksiyonu geçiren ya da ultrasonda böbrek genişlemesi olan çocuklarda mesaneye ince bir sonda konup içeriye boya maddesi verip böbreklere geri kaçıp kaçmadığının kontrol edilmesi yani işeme (voiding) sistoüretrografisi çekilmesi gereklidir.

Vezikoüreteral reflünün tedavisi uzun dönem düşük dozdan antibiyotik verilmesinden, endoskopik enjeksiyon ameliyatından (STING) açık cerrahi ile tekrar idrar yolu kavşağının yapılması (üreteroneosistostomi) yapılmasına kadar geniş bir tedavi yelpazesini içerir. Çocuğun yaşı, cinsiyeti, reflü derecesi, işeme bozukluğunun olup olmaması, DMSA da böbrekte hasra olup olmaması, başka anatomik bozukluklarının olup olmaması gibi değişkenlere göre tedavi değişir.

Tedavinin mutlaka tecrübeli çocuk ürolojisi uzmanlarınca yapılması ve anne ve babaya ayrıntılı bilginin verilmesi gereklidir.

Antibiyotik baskısı altında takip en fazla 4-5 yaşa kadar yapılmalıdır. Bu yaş sonrasında devam eden reflüler cerrahi tedavi almak zorundadır.

En sık yapılan tedavi yöntemi endoskopik olarak idrar yolu kavşağına silikon benzeri dolgu maddesinin enjekte edilmesidir. Bu işlem kısa anestezi süresi gerektirir ve kansız ve sonda takılımı yapılmadan gerçekleştirilebilir. Endoskopik tedavi tarafımızdan en fazla 2 seans uygulanmakta olup başarılı olmayan durumlarda açık cerrahi tercih edilmektedir.

Açık cerrahi 1-3 gün yatışa gerek duyabilir. Hastalarda idrar yoluna sonda konması ve 1-7 gün sondalı kalması gerek olabilir.

Bu makalenin orjinali Doktor Takvimi sitesinde yayınlanmıştır.

Prostat her erkekte bulunan, mesanenin altında idrar yolunun çevresini saran bir bezdir. 40 yaş sonrasında bu bez erkeklik hormonu nedeni ile her erkekte giderek büyür. Bazı erkeklerde büyüme idrar yolunu tıkayarak gerçekleşir bazı erkeklerde de büyüme kanserli şekilde olur.

40 yaş sonrası her erkek üroloji uzmanına gidip prostat büyümesini kontrol ettirmeli ve prostat kanseri taramasını kan testi (PSA) verip yaptırmalıdır. PSA testi yaşa ve prostat hacmine göre yüksek olanlarda mutlaka prostat biyopsisi yapılmalıdır. Prostat biyopsisi detayları için diğer makalemi okuyabilirsiniz.

Prostattaki büyümesi kanserli olmayan erkeklerde sonda takılması gerekli bir durum var ise yani hiç idrar yapamıyor ise tek tedavi yöntemi cerrahidir. Endoskopik prostat ameliyatı lazer yöntemi yani Greenlight Lazer – Prostat Büyümesi Tedavisi yöntemi ile 1 gece yatışlı olarak %95 ’in üzerinde başarı ile yapılabilir. Ameliyat sonrası hastanın 1-3 gün sondalı kalması gereklidir. Ancak, bu cerrahi tedavi anestezi gerektirir. Hastanızın anestezi almasına engel bir durumu varsa anestezi verilmeden yapılabilecek metotlar mevcuttur. Bunların başında prostatın mikrodalga ile anestezisiz olarak yakılması gelir. İşlem yaklaşık 45 dakika sürer. Ancak hastanın sondalı kalma süresi 3 haftaya kadar uzayabilir. Başarı oranları prostat büyüklüğüne göre değişkendir ve %50 ile %90 arasında değişir.

Prostat büyümesi ameliyat olacak kadar şiddetli yakınma yapmayan hastalarda prostatı ufaltan ve gevşeten ilaçlar mevcuttur. Ancak bu ilaçların düzenli ve uzun süre yani yaşadığı sürece alınması gereklidir. Burada dikkat edilmesi gereken durum prostat tedavisi veya ameliyatı olan hastalarda prostatın sadece tıkayıcı kısmı alındığı ve kabuğu bırakıldığı için kanser gelişme riski hala devam eder. Tüm erkeklerin düzenli prostat kanseri taramasına devam etmesi gerekir.

Prostatında kanser bulunan erkeklerin önlerindeki bir sonraki basamak bu kanserin prostat bezi dışına taşıp taşmadığının ve başka organlara sıçrayıp sıçramadığının kontrolüdür. Eğer başka organa sıçramış ise tedavi en kısa sürede erkeklik hormonun baskılanması olmalıdır. Bu, testislerin içerisindeki testosteron üreten alanın çıkartılması veya 3 ayda bir yapılan bir iğnedir. Bu iğnenin ömür boyu yapılması gerekir. Ayrıca her gün alınması gereken bir hap da verilebilir.

Prostat kanseri sadece organ çevresine taşmış ise tedavi prostatın çevre dokular ile beraber çıkartılması ve geride hala kanserli doku kalmış ise bunun radyoterapi (ışın tedavisi) ile kurutulmasıdır. Prostat kanseri ameliyatını kaldıramayacak hastalarda ışın tedavisi ilaç tedavisi ile beraber verilebilir.

Prostat kanseri eğer sadece organ içerisinde ise yani erken tanınmış ise prostat bezi robot yardımı ile veya açık cerrahi ile çıkartılabilir. Cerrahi operasyon 2-5 saat arası sürebilir, genellikle 2-7 gün hastanede kalınması gereklidir. İdrar yolunda sonda kullanılması 1-3 hafta gerekebilmektedir. Geride kanserli doku kalmaz ise ek tedaviye gerek kalmaz. Bu operasyonun en sık görülen yan etkisi sertleşme gücünde azalma ve bazen de idrar tutamama olmaktadır.

Bu makalenin orjinali Doktor Takvimi sitesinde yayınlanmıştır.

Testis Tümörü veya Testis Kanseri nedir?

Testis kanseri bir ya da iki testiste kötü huylu kanser hücrelerinin geliştiği hastalıktır.

Testisler, yumurta şeklinde iki adet olup, “skrotum” adı verilen, gevşek cilt ve kas dokusuna sahip, bir kese içinde yerleşik bulunan salgı bezleridir. Skrotum (testis torbası) içinde yer alan testisler “spermatik kordon” adı verilen ve içinde testise ait damar ve sinirlerin yanında “vas deferens” denilen meni kanalının bulunduğu bir kordon ile vücuda bağlanır.

testis anatomisi

testis anatomisi

Testis Tümörü veya Kanseri Neden Oluşur?

Hemen bütün testis kanserleri yukarıda sözü edilen germ hücrelerinden köken alır. İki ana tip testiküler germ hücresi tümörü vardır. Bunlar seminoma ve non-seminoma tipi tümörlerdir. Bu iki farklı tümör tamamen farklı büyüme, yayılma ve tedavi özelliklerine sahiptir.

Non-seminoma olarak adlandırılan testis kanserleri, seminoma olarak adlandırılan testis kanserlerine göre daha hızı gelişme ve yayılma özelliğine sahiptir. Seminoma tipi tümörler radyasyon tedavisine daha duyarlıdır.

Bazı testis tümörlerinde tümör içinde hem seminoma hem de non-seminoma tipi kanserler aynı anda olabilir. Bu olgular, non-seminoma tipi tümörlerdeki gibi tedavi edilir.

testis kanseri

testis kanseri

Testis kanseri nadir görülen bir tümör çeşidi olmakla beraber, 20-35 yaş arasındaki erkeklerde en sık rastlanan kanserdir.

Testis kanserinin gelişimindeki risk faktörleri: 

  • İnmemiş testis hikayesi bulunması
  • Kötü gelişim göstermiş testis yapısı
  • Ailede testis kanseri hikayesinin olması
  • Klinefelter sendromu
  • Beyaz ırk

Testis Tümörü veya Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Testis kanserinin en sık karşılaşılan belirtileri içinde testis torbasında sert şişlik ve rahatsızlık hissi yer alır.

Bu belirtiler gibi diğer başka belirtiler de testis kanserinin klinik belirtisi olarak karşımıza çıkabilir. Ancak başka bazı hastalıkların da benzer klinik belirtileri gösterebileceğinin unutulmaması gerekir.

Aşağıdaki belirtiler varsa beklemeksizin doktorunuzla mutlaka görüşmelisiniz: 

  • Testiste (yumurtada) ağrısız şişlik
  • Testisin normal hissinde değişiklik
  • Göbekaltı karın bölgesinde ya da kasıkta künt ağrı
  • Testislerin olduğu torbada (skrotumda) ani sıvı birikimi
  • Testiste rahatsızlık hissi

 Testis Tümörü veya Kanseri Testleri Nelerdir ?

Testis kanseri tanısının konmasında testisin muayenesi ve bazı kan testleri kullanılır.

Aşağıda sayılan testlerin tümü ya da bir bölümü testis kanseri tanısında kullanılabilir:

Fizik muayene ve hikaye:

Hastanın mutlaka genel muayenesinin yapılması (özellikle batında ele gelen kitle var mı?) gereklidir. Bunun yanında her iki testis sırasıyla dikkatli şekilde muayene edilmelidir. Bu muayenede testiste ele gelen kitlenin genel yapısı (Sert mi, sınırları düzensiz mi? Yaklaşık ebatları, Testis içindeki hangi lokasyonda olduğu…) değerlendirilir.

Ultrasonografi:

Ultrason testis kanseri için en önemli tanısal tetkiktir. Bu değerlendirme ile testisin içyapısı, kitlenin özellikleri ve ebatları, Doppler ultrasonografi yapılıyorsa tümörün damarlanma özellikleri değerlendirilir.

 Serum tümör belirteçleri:

Testis kanserinde, kanser hücreleri tarafından kana salgılanan bazı maddelerin (marker – belirteç) serumdaki düzeylerinin ölçümü yapılır. Marker veya belirteç denilen bu maddeler salgılayan kansere spesifik tanının konulmasında yardımcı olur. Ayrıca bu belirteçlerin seviyesi, tümörün klinik evresinin (vücuda yayılma aşaması) konulmasında da yardımcı olur. Testis kanserinin aranmasında 3 tane tümör belirteci söz konusudur:

  • Alfa-feto protein (AFP)
  • Beta-human chorionic gonadotropin (beta-HCG)
  • Laktat dehidrojenaz (LDH)

Bu maddelerin radikal orşiektomi (testisin alınması) öncesinde mutlaka bakılmış olması gerekir.

Radikal inguinal orşiektomi ve biyopsi:

Testis tümörlerinde ultrason veya tomografi eşliğinde biyopsi asla yapılmamalıdır. Hastalığın evresini ve yayılım şeklini değiştirme ihtimali çok yüksektir. Sadece çok özel durumlarda biyopsi yapılması önerilir.

Testiste kitle bulunduğunda, kasıktan yapılan bir insizyon (cerrahi kesi) ile testis kasıktaki bu kesiden dışarı alınır. Eğer cerrah kesin tanıya yakın şekilde tümör oluşumu tespit etmiş ise testis tamamen çıkarılır ve patolojiye gönderilir. Eğer kitlenin özellikleri farklı ise ve tümörün sadece çıkartılıp testisin korunabileceği bir durum mevcut ise testisten veya kitleden bir ya da birden fazla biyopsi örneği alınır. Bu biyopsi örnek dokular ameliyathanede patoloji tarafından anında değerlendirilerek  “Doku tümör mü, değil mi? Tümör ise ne tür bir tümör” bilgisi alınır.

Testis Tümörü veya Kanserinin Yaşama Süresini Etkileyen Faktörler Nelerdir?

Bazı faktörler hastalığın prognozunu (gelecek durumunu) ve tedavi seçeneklerini etkilemektedir. Testis kanserinde prognoz (iyileşme olasılığı) ve tedavi seçenekleri aşağıdaki faktörlere bağlı olarak değişkenlik göstermektedir:

  • Kanserin evresi (Kanser testisin içinde mi sınırlı? Testisin yan oluşumlarına sirayet etmiş mi? Vücutta başka bir alanda yayılım mevcut mu? Kandaki AFP, beta-HCG, LDH seviyeleri nelerdir?)
  • Kanserin tipi
  • Tümörün büyüklüğü (ebatları)
  • Lenf bezlerine yayılma var mı? Var ise buradaki lenf bezlerinin büyüklüğü ve adeti

Testis Kanserinde Evrelendirme Nasıl Yapılır ?

Testis kanseri teşhisi konulduktan sonra, “Kanser dokusu testisin içinde mi sınırlı? Testis etraf dokularına ve vücudun başka bölgelerine yayılım var mı?” araştırılmalıdır.

Bu nedenle yapılacak tüm işlemlere hastalığın evrelemesi denilmektedir. Evreleme, hastalığın klinik aşamasında ne tür bir tedavinin önerilmesi gerektiğini ortaya çıkarmaktadır.

Aşağıdaki testler testis kanseri evrelendirmesinde kullanılabilen testlerdir:

Testis Kanseri Evrelemesinde Kullanılan Testler

Akciğer grafisi: X-ışınlarıyla çekilen bu filimde göğüs kafesi içinde yer alan akciğerde hastalık yayılımı var mı, yok mu konusunda yardımcı olacaktır.

Bilgisayarlı Tomografi (BT): İnsan vücudunda istenilen bölgede belirli aralıklarla görüntü kesitleri alarak organların durumunu değerlendirir. Özellikle bu yöntem akciğer grafisinde şüpheli bir yayılım düşünülüyorsa akciğer BT ve “karın içindeki lenf bezlerinde yayılım var mı?” bunu araştırmak için tüm batın BT olarak değerlendirilir.

PET CT: Son yıllarda özellikle lenf bezi tutulumu ve organ metastazı taramasında oldukça etkin olarak kullanılmaktadır.

Abdominal lenf nodüllerinin çıkartılması: Testislerin lenf akımının aktığı lenf bezleri batında ana toplar (Vena cava inferior) ve atar (Aorta) damarlarının etrafında yer almaktadır. Bu nedenle testis kanserinde ilk yayılım bu ana atar ve ya toplar damar etrafındaki lenf bezlerine olmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi buraya yayılım konusunda BT yapılmakla beraber, bu lenf nodüllerinin çıkartılarak, patolojik olarak hastalık (kanser) var olup olmadığını anlamak da ayrı bir yöntemdir. Özellikle laparoskopik cerrahi yöntem ile bu lenf bezleri rahatlıkla alınabilir ve en doğru sonuç olarak patolojik değerlendirme ile hastaya burada kanser yayılımı olup olmadığı söylenebilir. Ayrıca, seminom dışı tümörlerde, bu lenf bezlerinin çıkartılması, hastalığın yayılmasına da engel olabilir. Seminoma tipi testis kanserlerinde ise lenf bezlerindeki kanser hücrelerinin tedavisinde radyoterapi önerilmektedir.

Serum tümör belirteç değerleri: Tümör ya da tümörün olduğu doku tarafından kana karışan bu maddelerin kandaki düzeyine bakılır. Bu belirteçler (kanser spesifik maddeler) tümörün tipi konusunda bize bilgi verirler. Aynı zamanda, bu belirteçlerin yüksekliğinin derecesi de tümörün evrelemesinde ve risk faktörleri arasında değerlendirilir.

  1. Alfa fetoprotein (AFP)
  2. Beta-human chorionic gonadotropin (beta-HCG)
  3. Laktat dehidrojenaz (LDH)

Ameliyat (radikal inguinal orşiektomi) öncesinde olduğu gibi, ameliyat sonrasında da sözü edilen tümör belirteçlerinin kandaki seviyeleri değerlendirilmelidir. Bu belirteçlerin normal sınırlara düşmemesi vücutta başka doku veya organlarda kanser olma olasılığı anlamını taşır. Ayrıca uygulanan tedavilerin takibinde, tekrarlamanın değerlendirilmesinde hep bu belirteçlerin seviyesi kontrol edilecektir.

Testis Kanseri Evreleri

Evre 0

Evre 0’da, kanserli anormal hücreler sadece sperm hücrelerinin geliştiği ve bulunduğu ince kanalcıkların içinde yer alır. Bu hücreler normal dokulara yayılmamıştır. Bazen bu duruma “prekanseröz durum” da denilebilmektedir. Ayrıca Evre 0 testis tümörü “İntratübüler Germ Hücre Neoplazisi”  veya “Karsinoma İn Situ” olarak da tanımlanmaktadır. Tüm tümör belirteçleri normaldir.

Evre I

Evre I, Evre IA, Evre IB ve Evre IS olmak üzere 3 alt grupta sınıflanır. Bu sınıflama, yukarıda sözü edildiği gibi radikal inguinal orşiektomi (testisin alınması) ameliyatıyla kanserli testis tamamen uzaklaştırıldıktan sonra yapılır.

Evre IA, kanser testis ya da testisle beraber epididim içindedir. Bir ihtimal testisi saran içteki membrana sirayet etmiş olabilir. Serumdaki tümör belirteçleri normaldir.

Evre IB, kanser testis ve epididim içinde sınırlıdır.

  • Ancak testis içinde kan ve lenf damarlarına (vasküler ve/veya lenfatik invazyon pozitif) ya da testisi saran dış zara (tunika albuginea) sirayet etmiştir.
  • Bir ya da daha fazla tümör markeri orta derecede ya da oldukça yüksek miktarda yüksek kalmaktadır.

Evre IS, Kanser testisin herhangi bir yerinde olabilir (sadece testis içinde, spermatik kordonda, testis torbasının duvarında).

  • Tüm tümör belirteçleri hafif yüksektir
  • Bir ya da daha fazla tümör belirteci orta derecede ya da oldukça yüksek miktarda yüksek kalmaktadır.

Evre II

Evre II, kendi içinde Evre IIA, Evre IIB ve Evre IIC olarak üç alt gruba ayrılır. Bu sınıflama, yukarıda Evre II’de sözü edildiği gibi radikal inguinal orşiektomi (testisin alınması) ameliyatıyla kanserli testis tamamen uzaklaştırıldıktan sonra yapılır.

Evre IIA, kanserin

  • Testisin içindeki seviyesi farklı olabilir (içinde sınırlı olabilir, epididime, spermatik kordona, testis torbasına yayılmış durumda olabilir).
  • Karın içindeki lenf nodlarına yayılım vardır. Burada 2 cm boyutunu aşmayan 5 ya da daha az lenfadenopati (patolojik boyutta lenf nodülü) vardır. Tüm tümör belirteçleri normal ya da hafif yüksek seviyededir.

Evre IIB

  • Testisin içindeki seviyesi farklı olabilir (içinde sınırlı olabilir, epididime, spermatik kordona, testis torbasına sirayet etmiş durumda olabilir).
  • Karın içindeki lenf nodlarına yayılım vardır. Burada 2 cm boyutunu aşmış ancak 5 cm. boyutunu aşmayan 5 ya da daha az lenfadenopati (patolojik boyuttan lenf nodülü) vardır. Tüm tümör belirteçleri normal ya da hafif yüksek seviyededir.

Evre IIC,

  • Testisin içindeki seviyesi farklı olabilir (içinde sınırlı olabilir, epididime, spermatik kordona, testis torbasına sirayet etmiş durumda olabilir).
  • Karın içindeki lenf nodlarına yayılım vardır. Burada 5 cm boyutunu aşmıştır. Tüm tümör belirteçleri normal ya da hafif yüksek seviyededir.

Evre III

Evre III kendi içinde Evre IIIA, Evre IIIB ve Evre IIIC olarak üç alt grupta değerlendirilir.

 Evre IIIA’da, kanserin

  • Testisin içindeki seviyesi farklı olabilir (içinde sınırlı olabilir, epididime, spermatik kordona, testis torbasına sirayet etmiş durumda olabilir).
  • Kanser, karın içinde bir ya da daha fazla lenf nodülüne sirayet etmiş olabilir
  • Lenf bezlerinin ötesine ya da akciğere kanser yayılımı vardır. Tüm tümör belirteçleri normal ya da hafif yüksek seviyededir.

 Evre IIIB’de, kanserin

  • Testisin içindeki seviyesi farklı olabilir (içinde sınırlı olabilir, epididime, spermatik kordona, testis torbasına sirayet etmiş durumda olabilir).
  • Lenf bezlerinde ya da bezlerinin ötesine ya da akciğere kanser yayılımı vardır. Tüm tümör belirteçleri normal ya da yüksek seviyededir.

 Evre IIIC’de kanserin

  • Testisin içindeki seviyesi farklı olabilir (içinde sınırlı olabilir, epididime, spermatik kordona, testis torbasına sirayet etmiş durumda olabilir).
  • Lenf bezlerinde ya da bezlerinin ötesine ya da akciğere kanser yayılımı vardır. Tüm tümör belirteçleri genelde çok yüksek seviyededir.

Testis Germ Hücreli Tümörlerin TNM Sınıflaması (WHO 2016, AJCC 2010)

Primer Tümör

Tx: Primer tümör değerlendirilemiyor

T0: Primer tümör bulgusu yok

Tis: İntratübüler germ hücre neoplazisi

T1: Vasküler/ lenfatik invazyonu olmayan, testis ve epididime sınırlı tümör; t. albuginea invazyonu olabilir ancak t. vajinalis invazyonu olmamalı

T2: Vasküler/ lenfatik invazyonu olan, testis ve epididime sınırlı tümör veya t. albuginea boyunca t. vajinalisi de invaze eden tümör

T3: Vasküler/ lenfatik invazyon olan veya olmayan, spermatik kordona invaze tümör

T4: Vasküler/ lenfatik invazyonu olan veya olmayan, skrotuma invaze tümör

Bölgesel Lenf Düğümleri

Nx: Bölgesel lenf düğümleri değerlendirilemiyor

N0: Bölgesel lenf düğümü metastazı yok

N1: 5 veya daha az sayıda, en büyük çapı 2 cm veya daha küçük lenf düğümü metastazı

N2: 2 cm’den büyük ancak 5cm’den küçük çapta lenf düğümünde metastaz, veya 5 cm’den küçük 5’ten fazla lenf düğümünde metastaz

N3:  5 cm’den büyük lenf düğümünde metastaz

Uzak Metastaz

Mx: Uzak metastaz değerlendirilemiyor

M0: Uzak metastaz yok

M1: Uzak metastaz var

M1a: Bölge dışı lenf düğümü veya akciğer metastazı

M1b: Diğer bölgelere metastaz

Serum Tümör Belirleyicileri 

LDH (U/litre) HCG (mIU/ml) AFP(ng/ml)
Sx Tümör belirteçleri elde yok veya çalışılmamış.
S0 Normal Normal Normal
S1 <1,5> <5,000 <1,000
S2 1,5-10 x Normal 5,000 – 50,000 1,000 – 10,000
S3 >10 x Normal >50,000 >10,000

TNM Sınıflandırmasına Göre Testis Kanseri Evreleme Gruplaması

Evre T N M S
Evre 0 Tis (in situ) N0 M0 S0, SX
Evre I T1-4 N0 M0 SX
Evre IA T1 N0 M0 S0
Evre IB T2-T4 N0 M0 S0
Evre IS Tüm T N0 M0 S1-3
Evre II Tüm T N1-3 M0 SX
Evre IIA Tüm T N1 M0 S0-1
Evre IIB Tüm T N2 M0 S0-1
Evre IIC Tüm T N3 M0 S0-1
Evre III Tüm T Tüm N M1,M1A SX
Evre IIIA Tüm T Tüm N M1,M1A S0-1
Tüm T Tüm N M1,M1A S1
Evre IIIB Tüm T N1-3 M0 S2
Tüm T Tüm N M0 S2
Evre IIIC Tüm T N1-3 M0 S3
Tüm T Tüm N M1,M1A S3
Tüm T Tüm N M1B Tüm S

Testis Kanseri Tedavisi Nasıl Yapılır?

Testis kanserleri sıklıkla tam iyileşme sağlanabilen kanserlerdir.

Testis kanserinin tedavisi ileride kısırlığa neden olabilir. Testis kanserinde kürü sağlamak için uygulanan tedaviler (kemoterapi ve radyoterapi) kalıcı şekilde kısırlığa neden olabilmektedir. Bu nedenle özellikle kemoterapi alacak hastaların bunu mutlaka bilmesi gerekir.

Kemoterapinin kalıcı kısırlık riski etkisi nedeniyle, ileri dönemde çocuk sahibi olmak isteyen ve testis kanseri saptanan erkeklerde tedavi öncesi alınacak spermlerin dondurularak saklanması önerilmelidir.

Evre I Testis Kanseri Tedavisi

Evre I testis kanserindeki tedavi, kanserin tipinin seminoma ya da non-seminoma olmasına göre farklılık gösterir.

Seminoma tipi kanserli testisin cerrahi (radikal inguinal orşiektomi) ile alınmasından sonra, kanserin en sık yayıldığı karıniçi seviyesindeki ana damarların etrafındaki lenf bezlerine ışın tedavisine gerek olmayacağı gibi, koruyucu olarak düşük dozla radyoterapi verilebilir. Her iki durumda da hasta ömür boyu kanser nüksü (tekrarı) açısından yakından takip edilmelidir.

Non-seminoma tipi testis kanserinde tedavi aşağıdaki seçeneklerdeki gibi üç şekilde de uygulanabilir. Her üçünün de kendisine göre avantaj ve dezavantajları vardır.

  1. Kanserli testisin cerrahi (radikal inguinal orşiektomi) ile alınmasından sonra, kanserin en sık yayıldığı karıniçi seviyesindeki ana damarların etrafındaki lenf bezlerinin de açık veya robotik kapalı  yöntemle çıkartılması (Lenfadenektomi). Hasta hayat boyu takipte kalır.
  2. Kanserli testisin cerrahi (radikal inguinal orşiektomi) ile alınmasından sonra, hastaya kemoterapi uygulanır. Hasta hayat boyu takipte kalır.
  3. Kanserli testisin cerrahi (radikal inguinal orşiektomi) ile alınmasından sonra, ek bir tedavi yapılmaz ancak hayat boyu hasta çok yakın ve sık aralıklarla takipte kalır. Kanser nüksü olunca tedavi edilir. İlk seçenekteki avantaj lenf bezlerine kanser yayılımı var mı çıkartılan lenf bezlerinin patolojik değerlendirilmesi yapılarak kesin olarak öğrenilir. Patolojik inceleme ile kanser varlığı görülmüş ise, zaten cerrahi olarak lenf bezleri de çıkartılmıştır. Hasta aynı zaman da tedavi de olmuştur. Çıkartılan lenf bezlerinde kanserli hücrelere rastlanma riski yaklaşık %25’dir.

Robotik Kapalı Lenfadenektomi için en önemli avantajlar:

  • Kısa sürede iyileşme (1-2 günde hastaneden hasta çıkartılır).
  • Ameliyat sonrası ağrı ve cerrahinin diğer sıkıntıları en az oranda yaşanır.
  • Kanama çok azdır.
  • Kozmetik olarak sadece 3 adet delik izi (1 cm, ve 0.5 cm ebatlarında) dışında bir cerrahi iz kalmaz.
  • Hasta çalışma hayatına 15-20 gün sonra döner.

Evre II Testis Kanseri Tedavisi

Evre II testis kanserindeki tedavi, kanserin tipinin seminoma ya da non-seminoma olmasına göre farklılık gösterir.

Seminoma tipi için aşağıdaki seçeneklerle tedavi önerilir:

  • Testisteki tümör boyutu 5 cm. ve daha ufaksa, cerrahi olarak testis alındıktan sonra, karıniçi seviyesindeki ana damarlar etrafındaki ve ayrıca kemik pelvis seviyesindeki lenf bezlerine radyoterapi uygulanır. Ömür boyu hasta yakın takip altında kalır.
  • Testis tümör boyutu 5 cm.nin üzerinde ise, cerrahi olarak testis alındıktan sonra, kemoterapi ile kombine tedavi olarak karıniçi seviyesindeki ana damarlar etrafındaki ve ayrıca kemik pelvis seviyesindeki lenf bezlerine radyoterapi uygulanır. Ömür boyu hasta yakın takip altında kalır.

Non-seminoma tipi testis kanserinde tedavi aşağıdaki seçeneklerdeki gibi 5 şekilde de uygulanabilir:

Tüm tedavi seçeneklerinin kendisine göre avantaj ve dezavantajları vardır:

  1. Kanserli testisin cerrahi (radikal inguinal orşiektomi) ile alınmasından sonra, kanserin en sık yayıldığı karıniçi seviyesindeki ana damarların etrafındaki lenf bezlerinin de laparoskopik yöntemle cerrahi olarak çıkartılması. Hasta hayat boyu takipte kalır.
  2. Kanserli testisin cerrahi (radikal inguinal orşiektomi) ile alınmasından sonra, kanserin en sık yayıldığı karıniçi seviyesindeki ana damarların etrafındaki lenf bezlerinin de laparoskopik yöntemle cerrahi olarak çıkartılması. Ardından kombine kemoterapi uygulanmasıdır. Hasta hayat boyu takipte kalır.
  3. Kanserli testisin cerrahi (radikal inguinal orşiektomi) ile alınması ardından kombine kemoterapi uygulanmasıdır. Eğer bu tedavi sonrasında kanser varlığı şüphesi varsa karıniçi seviyesindeki ana damarların etrafındaki lenf bezlerinin de açık veya robotik kapalı yöntemle çıkartılması tedavisi uygulanır. Hasta hayat boyu takipte kalır.
  4. Eğer hastalığın yayılım seviyesinin hasta yaşamı için risk ve tehlike yarattığı düşünülüyorsa, kanserli testisin cerrahi (radikal inguinal orşiektomi) ile alınmasından önce hastaya kemoterapi uygulanır. Hasta hayat boyu takipte kalır.
  5. Kanserli testisin cerrahi (radikal inguinal orşiektomi) ile alınmasından sonra, lenf nodüllerinin çıkartılmasını önleyecek, klinik araştırmaların yapıldığı kemoterapi uygulamalarına hasta alınabilir.

Evre III Testis Kanseri Tedavisi

Evre III testis kanserindeki tedavi, kanserin tipinin seminoma mı, non-seminoma mı olduğuna göre, farklılık gösterir.

Seminoma tipi için aşağıdaki seçeneklerle tedavi önerilir:

  1. Kanserli testisin cerrahi (radikal inguinal orşiektomi) ile alınması ardından kombine kemoterapi uygulanmasıdır. Tedavi sonrası rezidüel kanser varlığı düşünülmüyorsa, ömür boyu yakın takip uygulanır.
  2. Yeni ortaya atılmış olan klinik araştırmalı uygulamalar seçenek olabilir.
  3. Yüksek doz kemoterapi içeren klinik uygulamaların ardından kemik iliği nakli uygulanabilir.

Non-seminoma tipi testis kanserinde tedavi aşağıdaki seçeneklerdeki gibi 5 şekilde de uygulanabilir:

  1. Kanserli testisin cerrahi (radikal inguinal orşiektomi) ile alınması ardından kombine kemoterapi uygulanması.
  2. Kemoterapi sonrası, rezidüel tümör varlığı düşünülen lenf bezleri cerrahi olarak çıkartılır. Eğer bu alınan lenf dokularının patolojik incelemesinde kanser varlığı tespit edilirse ek kemoterapi rejimleri uygulanır.
  3. Kombine kemoterapi, beyine sirayet etmiş tümörün tedavisi için beyine radyoterapi ile kombine edilir.
  4. Yeni uygulanan klinik kemoterapi araştırma rejimlerine alınabilir.
  5. Yüksek doz kemoterapi ve ardından kemik iliği nakli uygulanır.

 

Prostat Kanseri Nedir?

Bir organ veya dokuya ait hücrelerin kontrolsüz ve yapısal bozukluklarıyla beraber çoğalmasına kanserleşme denir. Bu kontrolsüz hücresel çoğalma organda anatomik şekilde bozulmaya ve büyümeye yol açan kitle yani tümörü oluşturur. Habis (kötü cins) tümörler, organizmanın normal büyüme kontrolünün dışına çıkarlar. Kontrolsüz şekilde ve anarşik bir düzen içindeki hücreler durdurulamayacak şekilde çoğalırlar. Etraftaki dokulara nüfuz edip onların içine doğru büyüyerek onların fonksiyonlarına da etkiledikleri gibi kan yollarına ve lenf damarlarına girebilirler, kan akımıyla ve lenf akımıyla diğer vücut organlarına ulaşabilirler. Bu sayede başka organlara da yerleşebilirler ve orada çoğalabilirler – bu suretle kardeş tümörler (metastaz) oluşur.

prostat kanseri

Kanser oluşumunun nedeni vücut hücrelerinin genetik yapısındaki değişimdir. Bu yapı değişimi hücrenin gelişme, çoğalma ve programlı ölme sistematiğinde sapmalara yol açmaktadır. Zamanı geldiğinde ölmeyen hücreler, kontrolsüz çoğalma özelliği kazanan hücreler halini almaktadır.

Bir hücrenin kanser hücresine dönüşebilmesi içi, birçok iç ve dış faktörün bir araya gelmesi gerekir:

  • Yaş,
  • Sigara dumanı,
  • Ultraviyole (mor ötesi) güneş ışınları,
  • Radyoaktif ışınlar,
  • Gıda maddeleriüzerindeki bazı küf mantarları,
  • Yanlış beslenme,
  • Bazı virüs enfeksiyonları,
  • Bazı kimyasal maddeler

genel olarak kanser oluşmasına katkıda bulunan dış etkenler olmalarına rağmen tek başına sorumlu tutulamazlar.

Prostat içerisindeki hücrelerin de bu faktörler ile ya da bunun haricindeki şu an bilmediğimiz başka faktörler sayesinde normalden sapması ile prostat kanseri oluşur.

Prostat Kanseri görülme sıklığı:

A.B.D.’de 2010 senesinde 217.730 yeni teşhis vakasıyla prostat kanseri erkeklerde akciğer kanserinden sonra en çok teşhis edilen habis tümör türüdür.

Prostat kanseri genelde 50 yaş sonrası erkeklerin hastalığıdır.

Kendilerinde prostat kanseri teşhisi konulan erkeklerin %90 dan fazlası, teşhis konulurken 60 yaşından daha yaşlıdırlar. Nüfusun ortalama yaşının artmasıyla ülkemizde de prostat kanserinin sıklığı gitgide artmaktadır. Yaşları 70 üzerinde olan erkeklerin %30 unda gizli prostat kanseri mevcuttur. Bu tümörlerin sadece bir bölümü herhangi bir zamanda daha hızlı büyümeye başlarlar ve tedavi edilmesi gereken tehlikeli bir hastalığa dönüşür.

Prostat Kanseri Nedenleri

Hastalığın nedenleri şu ana kadar kesin olarak ortaya konulamamıştır. Ancak prostat kanserinde ortaya konulan 3 tane kesin risk faktörü vardır:

  • Yaş (yaş ilerledikçe görülme riski artar)
  • Genetik(ailesinde, özellikle birinci derece akrabasında prostat kanseri olanlarda risk daha yüksektir)
  • Irk (Amerika’daki siyah ırkta oldukça yüksektir)

Prostat kanseri hastalığı, Afrikalı erkeklerde beyaz tenli veya Asyalı erkeklerdekinden daha sık görülmektedir. Avrupa`da ve Kuzey Amerika’da bu hastalık nispeten sık görülmektedir, Doğu Asya’da ise az sıklıkta rastlanmaktadır. Bu nedenle, yaşam tarzı ve hayat şartlarının hastalanma riskine etki edebildiği düşünülmektedir. Bol yağlı ve az fibrinli beslenme prostat kanserinin oluşmasını muhtemelen kolaylaştırmaktadır.

Ağır metal Kadmiyum maddesinin bulunduğu işyerlerinde, örneğin lastik endüstrisinde çalışan erkeklerde, daha yüksek bir risk mevcut olabilir

Prostat kanseri hastalarının yakın akrabaları bu hastalığa daha sık yakalanmaktadırlar. Buna göre, genetik faktörler ve irsi bir yatkınlık hastalığa yakalamada önemli bir rol oynamaktadır. Kısa bir süre önce Kromozom 1 üzerinde, ailede prostat kanseri sıklığı unsuru ile bir bağlantısı olan bir gen (HPC-1) tespit edildi. Özellikle daha genç yaşlarda prostat kanserine tutulan hastalarda ve aynı aile içinde 3 veya daha yüksek sayıda prostat kanseri tespit edilen ailelerde bu gen, hastalığın gelişiminde önemli bir rol oynuyor gibi görünmekte.

Erkek cinsel hormonu olan ve testislerden (yumurtalıklardan) salgılanan Testosteron, prostatın fonksiyonu için gereklidir. Ama prostat kanseri hücrelerinin büyümesine de yardım etmektedir. Testislerin yeterli fonksiyonu olmadan prostat kanseri oluşmamaktadır.

Prostat Kanserinin Belirtileri Nelerdir?

Çok sayıda kanser türünde olduğu gibi prostat kanserinin de tipik erken belirtileri yoktur.

Prostat kanserinin başlangıç aşamasında hasta ilk önce herhangi bir şey fark etmez. Bu hastalık ancak nispeten geç bir zamanda ve ileri yaşlarda rahatsızlıklara yol açar. İdrar yaparken zorluklar ve idrar torbasını boşaltmada rahatsızlıklar gibi, prostatın habis olmayan iyi cins büyümesi (prostat hipertrofisi) hallerinde sık sık rastlanan belirtiler, kanserde ancak ilerlemiş dönemde ortaya çıkar ve hastanın hastalıktan tamamen kurtulma olanağı mümkün olmayabilir. Habis tümör sıklıkla prostat bezinin dış kesimlerinde oluşur ve ancak tümör oldukça büyüdükten sonra idrar borusunu daraltarak belirtilere yol açar.

Bölgesel ağrılar ve idrara veya meniye kan karışması halleri de ilerlemiş safhada tespit edilebilirler. Bu belirtiler, genellikle tümörün artık prostatın yanındaki diğer dokulara sıçradığının belirtisidir.

Siyatik ağrıları ve kemik ağrıları kalça kemiklerinde, bel kemiğinin alt kesimlerinde veya iskeletin diğer kesimlerinde oluşan kardeş tümörlerden (metastaz) kaynaklanabilir. Çünkü ilerlemiş safhadaki prostat kanserlerinin %60 kadarı kemiklerde metastaz oluşturur. Bunlar bazı hallerde tümörün sebep olduğu ilk ağrılardır.

Prostat Kanseri Nasıl Erken Teşhis Edilebilir?

Hastalık ne kadar erken teşhis edilirse, o kadar iyi tedavi edilebilir. Teşhis anında kanser sadece prostatta sınırlı ise, kanser hastalığından tamamen iyileşme şansı çok yüksektir. Bu nedenle hiçbir işeme şikayeti olmasa bile erkeklerin 50 yaşından itibaren yılda bir kez prostat kanseri değerlendirmesi açısından doktora başvurması önerilmektedir. Amaç hastalığın prostatın içinde sınırlı iken, yani hiçbir klinik belirtisinin olmadığı dönemde tespit edilmesidir.

Bu aşamada 2 basit ve az ağrı verici muayene metodu vardır:

  • Prostat muayenesi,
  • Kanda PSA ölçümü

psa

PSA (Prostat Spesifik Antijen) prostat kanserine özel bir madde değildir. PSA maddesi prostatın salgı bezlerinden salgılanır ve kanda da belirli bir seviyede bulunur. PSA’nın düşük olması o kişide kesin olarak prostat kanseri olmadığını göstermeyeceği gibi, yüksek olması da kesin bir şekilde kanser varlığının habercisi değildir. Ancak PSA değeri prostat kanseri konusunda bize parmakla prostat muayenesini birlikte hastayı değerlendirmemizi ve prostat kanseri olasılığını göstermesi açısından önemlidir.

psa testi

PSA değerinde sınır 4 ng/ml olarak düşünülse bile, günümüzde birçok merkezde 2.5 ng/ml değerinin üstünde dikkatli davranılarak, alt değerlendirmeler ile prostat biyopsisi önerilebilmektedir. Bu alt değerlendirmeler toplam PSA ile kandaki serbest PSA’nın oranlarının değerlendirilmesi, PSA’daki aylar içindeki artış hızı gibi değerlendirmelerdir.

PSA sadece kanserli durumda değil, iyi huylu prostat büyümesinde de kanda yükselebilir. Ayrıca,

  • Prostat üzerinde tahrişe yol açabilen prostat iltihabı,
  • İdrar yolu enfeksiyonu,
  • Prostat taşı,
  • İdrar yolundan sonda takılması

da kanda PSA yükselmesine neden olabilir.

Parmakla muayenede, son bağırsaktan (rektum) prostat bezi kolayca hissedilebilir ve yüzeydeki küçük düzensizlikler bile bu suretle fark edilebilir. Özelikle sert alanların parmakla hissedilmesi kanser şüphesi anlamındadır. Habis kötü cins tümörler genellikle organın bu yüzeyinde oluştuğundan, bu parmakla rektal prostat muayene metoduyla, en azından yüzeysel oluşan kanserlerin erken teşhisi, fazla ağrı verici olmayan bir şekilde mümkündür.

Şayet doktorunuz parmakla rektal prostat muayenesinde bir sert alan varlığı tespit ederse PSA ne olursa olsun prostattan iğne biyopsisi önerecektir. Ayrıca prostat muayenesinde bir şüphe olmasa bile PSA test neticesi anormal ise yine prostattan iğne ile doku biyopsisinin alınması gerekli görülecektir.

Prostat İğne Biyopsisi nedir? Nasıl yapılır?

Biyopsi öncesinde ve sonrasında dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

Akıllı Prostat Biyopsisi Nedir?

Prostat iğne biyopsisi, parmakla muayenede olduğu gibi, rektuma yerleştirilen bir ultrasonografi alıcısı yardımıyla elde edilen prostat görüntüsü rehberliğinde alınmaktadır. Biyopsi örnekleri bir iğne yardımı ile alınır. Bunun öncesine prostat etrafına yapılacak lokal (mevzi) anestezi ile işlem sırasında ağrı olmamaktadır.

Prostat bezinin ultrasonografi görüntüsü altında, prostatın her iki kanadından 4 ya da gerekli görüldüğü takdirde 5 adet yani toplam 10 ya da 14 adet iğne ile biyopsi örneği alınır. Ayrıca ultrasonografik görüntü altında görülen şüpheli bölgelerden de ayrıca numune alınabilir.

İlk prostat biyopsisinde kanser yakalanmayan ama PSA’ları giderek yükselen hasta grubunda prostat multiparametrik MR görüntüleme yapılıp bu görüntüde şüpheli alanlar tespit edilebilir. Şüpheli alanlar makattan yapılan ultrason görüntüleri ile eşleştirilip biyopsiler sadece bu şüpheli alanlardan yapılır. Bu işleme akıllı prostat biyopsisi veya füzyon biyopsi adı verilir.

Prostat kanseri riskine yönelik yapılan değerlendirmelerin başında kanda PSA ölçümü ve parmakla prostat muayenesi gelmektedir. PSA değeri yüksek ve/veya muayenede prostatta şüpheli sertlik (nodül) varlığında, prostat kanseri teşhisi için TRUS (transrektal ultrason) kılavuzluğunda prostat biyopsisi en sık kullanılan yöntemdir.

Sadece PSA yüksekliğinin prostat kanseri teşhisindeki duyarlılık ve özgüllüğü sınırlı kalabilmektedir. Bunu arttırmaya yönelik, serbest/total PSA yani % serbest PSA, yaşa spesifik PSA, PSA artış hızı (PSA velositesi), PSA yoğunluğu ya da PSA transisyonelzon yoğunluğu, PHI skor (prostat sağlık indeksi skoru) gibi bazı PSA alt formlarının değerlendirilmesi önerilir.

Ancak yine de prostat kanserinin varlığının değerlendirmesinde özellikle prostatın ön yüzeyinde lokalize olmuş ve prostatın arka yüzeyinden 2-3 cm önde olması nedeniyle gözden kaçabilecek kanser dokularının teşhis edilemeyebilir.  Bu nedenle multiparametrik MR ve transrektal ultrasonun eş zamanlı kullanıldığı akıllı prostat biyopsisi oldukça etkindir.

PI-RADS  yani açık ifadesi ile “ProstateImagingReportingand Data System” MRI ile prostatın elde edilen multiparametrik incelenmesi ile elde edilen bir skor sistemidir. Yapılan yüksek PIRADS değeri olan bölgelerden özellikle hedeflenmiş prostat biyopsisi alınması prostat kanseri tanıma şansını arttırmaktadır.

Yüksek PIRADS’lı alanlardan biyopsi alınması;

  1. Gleason Skorunda 4 ve üzeri değer olan ve 0.5 cc’den büyük ana tümör hacmi olan prostat kanserinin erken ve doğru şekilde teşhis edilebilmesi
  2. Gereksiz biyopsi uygulanan iyi huylu prostat büyümesine sahip hasta sayısını ve aşırı tedavi uygulanan sessiz prostat kanseri sayısını azaltmak

konusunda oldukça ümit vericidir.

PI-RADS v2 Skor:

PI-RADS 1: Çok düşük, yani klinik anlamlı kanser olma ihtimali oldukça düşük ihtimaldedir.

PI-RADS 2: Düşük, yani klinik anlamlı prostat kanseri olma ihtimali düşüktür

PI-RADS 3: Orta, yani klinik anlamlı prostat kanseri olma ya da olmama ihtimali hemen hemen eşittir.

PI-RADS 4: Yüksek, yani klinik anlamlı prostat kanseri olma ihtimali yüksektir.

PI-RADS 5: Çok yüksek, yani klinik anlamlı prostat kanseri olma ihtimali çok yüksektir.

PI-RADS v1’in klinik anlamlı prostat kanserini yakalamadaki duyarlılığı %96, özgüllüğü %35, negatif öngörü değeri %92, pozitif öngörü değeri ise %52 olarak rapor edilmiştir.

Yukarıda da belirtildiği gibi iğne ile prostat doku örneklemesi (biyopsisi) prostat etrafına yapılan lokal anestezi altında yapılır. Ancak konfor açısından birçok hastaya hafif bir genel anestezi önerilir.

Biyopsi yapılma tarihinden en az 8-10 gün öncesinden hiçbir şekilde aspirin ve türevi kanın pıhtılaşmasını uzatan (kanı sulandıran) ilaçlar alınmamalıdır. Biyopsi öncesinde mutlaka idrar örneği alınarak idrarda ve idrar yollarında enfeksiyon olmadığının ortaya konulması gereklidir. Enfeksiyon varken alınan biyopsilerden sonra yüksek ateş, idrar yapmada zorlanma ve hatta idrar yapamama, sepsis gelişmesi riskine sahip akut prostat iltihaplanması olabilir.

İdrar tahlilinde enfeksiyon olmasa bile biyopsi öncesinde hastaya antibiyotik başlanması (biyopsiden bir gün önce başlayıp, 3 gün süren) önerilmektedir. Biyopsi sabahı mutlaka basak temizliği için, doktorunuz tarafından size reçete ediliş lavman ile bu temizliğin sağlanması gereklidir. Prostat iğne biyopsisi için hastanede yatmak gerekli değildir. Biyopsi işlemi yaklaşık 15-20 dakika sürmektedir. Numune alınmasından sonra idrarda, menide ve dışkıda kanama olabilir.  Antibiyotik önlemine rağmen dahi, biyopsi sonrasında yüksek ateşlenme, titreme ve idrar yapmada zorlukla seyreden akut prostat iltihaplanması görülebilir. Bu durumda da mutlaka doktorunuzla irtibata geçmeniz gerekmektedir.

Prostat Kanserinde Hangi Testler Yapılmalıdır?

Prostat biyopsisinde elde edilen patolojik prostat kanseri teşhisi sonucunda kaç odakta ve kadar yer tutan
kanserin bildirilmesinin dışında ne kadar saldırgan hücre yapısına sahip olduğunu belirten Gleason skoru da önemlidir.

Gleason Skor Nedir?

Biyopside kanser teşhis edildikten sonra, biyopsi örneklerindeki kanser hücrelerinin üreme ve yayılım hızı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan kanser hücrelerinin değişim derecelerine bakılır. Bu derecelendirme Gleason Skorlama olarak isimlendirilir. Hücrelerdeki farklılaşma özelliklerine göre 1’den 5’e kadar aralıkta hücrelerin en sık görülen iki farklılık derecesi tespit edilir. Klinikte en sık karşılaşılan kanser hücre farklılaşma derecesi 3 dür. Kanser içinde en sıklıkla tespit edilen iki değerin toplamı skoru verir. Gleason Skor 2 ile 10 arasında değişen bir skordur. “2” yavaş ilerleme potansiyeline sahip kanser hücrelerini ifade ederken, “10” aşırı hızlı ilerleme ve çoğalma kapasitesine sahip tümör anlamını taşır.

gleason skoru

Gleason Skoru

Gleason Skor 2-4: İyi differansiye (iyi nitelikte farklılaşma gösteren) kanser hücreleri

Gleason Skor 5-6: Orta differansiye kanser hücreleri

Gleason Skor 7-10: Kötü differansiye kanser hücreleri

Yüksek “Gleason Skoru” yani aşırı hızlı çoğalma kapasitesine sahip tümörlerde, teşhis edildiğinde, prostat dışına yayılım ihtimalinin yüksek olduğu bilinmektedir. Düşük Gleason Skoru’nda daha az agresif ve daha iyi prognoz (kür için olasılık ya da tedavi sonrası uzun dönem kansersiz yaşam) söz konusu iken, yüksek Gleason Skor’unda hızlı agresif kanser hücreleri nedeniyle uzun dönem prognoz ve kanser yayılımsız yaşam süresi daha sınırlı oranlarda kalmaktadır.

Prostat biyopsi örneklerinin patolojik değerlendirilmesi sonrasında elde edilen sonucun yorumlanması için doktorunuzla görüşmeniz gereklidir. Zira elde edilen raporda, prostat kanseri olduğu durumlarda kanserin görüldüğü prostat alanı ya da alanları, kanserin ilerleme potansiyeli oldukça önemlidir. Patolojik değerlendirmeden sonra prostat kanseri varlığı ortaya konulmuşsa, öncesindeki prostat muayene özellikleri ve kan PSA düzeyine göre ek bazı tetkiklere gerek duyulabilir. PSA 10 ng/ml altında ise ek başka tetkike genellikle gerek duyulmaz. Prostat içinde sınırlı kalmış prostat kanseri olarak öngörülür ve tedavi alternatifleri sunulur. Ancak PSA 10 ng/ml. den fazla ise kemik sintigrafisi ile tüm vücuttaki kemiklerin taranması (zira prostat kanseri en sık kemiklere yayılım gösterme potansiyeline sahiptir) ve gerektiğinde karınaltı alanının bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi istenecektir.

Gerekli görülen tüm tetkiklerin ardından tümörün klinik yapısı ortaya konularak o duruma uygun tedavi seçeneği hasta ile görüşülecektir.

Multiparametrik Prostat MR

Klinik anlamlı prostat kanserinin evrelemesinde, risk değerlendirmesinde ve lokasyonunun teşhisinde oldukça değerli bilgiler veren bir tanı yöntemidir.

T2 ağırlıklı, diffüzyon, perfüzyon (dinamik kontrast tutan görüntüleme) ve spektroskopik görüntüleme kombinasyonu bu çoklu parametrik değerlendirmenin temelini oluşturur. Ancak T2 ağırlıklı ve diffüzyon görüntüleme esas kısmını oluşturmaktadır.

mpMRI görüntülemedeki morfolojik değerlendirme için kombine kullanılan T2WI, DWI, DCE ve MRSI aşamaları ile prostat kanserinin teşhisi, kanser dokusunun prostat bezi içindeki lokalizasyonu ya da lokasyonları, prostat kanserinin evrelendirmesi konusunda detaylı bilgi vermektedir.

mpMRI görüntülemedeki morfolojik değerlendirme için kombine kullanılan T2WI, DWI, DCE ve MRSI aşamaları ile prostat kanserinin teşhisi, kanser dokusunun prostat bezi içindeki lokalizasyonu ya da lokasyonları, prostat kanserinin evrelendirmesi konusunda detaylı bilgi vermektedir. Ancak özellikle T2WI ve DWI prostat kanser evrelemesinde, risk ayrımında, tümör lokalizasyonunda ve teşhisinde önemli bilgiler vermektedir. Bu nedenle prostat kanserinin değerlendirilmesinde kullanılması önerilen MRI tekniği yüksek rezolüsyonlu T2WI ve en az iki fonksiyonel MRI tekniğinin kombine edildiği multiparametrik MRI (mpMRI)’dır. T1 ağırlıklı görüntüler prostat bezinin yapısının değerlendirilmesinde ve tümör varlığın ayırt edilmesinde sınırlı etkinliğe sahiptir. Bu T1 ağırlıklı görüntünün kullanıldığı asıl alan biyopsi sonrasındaki kanamanın değerlendirilmesinde olabilir.

T2-WI prostat MRI değerlendirilmesinin en ağır etkili görev yapan elemanıdır diyebiliriz. Yüksek uzaysal rezolüsyon sağlayarak prostat içindeki zonlara ait anatomiyi (periferalzon, santral zon, transisyonelzon, ejakülatör kanallar, anteriorfibromuskulerstroma, seminal veziküller, üretra) ortaya koymamızı sağlar. Ayrıca damar sinir demetinin ayırt edilmesinde de etkilidir. Periferalzon T2WI ile yüksek yoğunluklu sinyallere sahiptir (Şekil-a beyaz ok) ve bu aslında yüksek su içeriğini gösterir. Periferalzondaki kanser dokusunda düşük sinyalli bir alan şeklinde görülür. Ancak periferalzondaki düşük T2 sinyaller prostatit, skar dokusu ve radyasyon sonrasındaki değişiklikleri de gösterebilmektedir. Periferalzondaki T2WI yoğunluğunun derecesi, kanser dokusundaki Gleasongrad ile uyumludur. Yüksek Gleasongradkomponent, daha düşük yoğunlukta sinyal alanlarında görülür. Bu nedenle T2 WI prostat kanserinin risk olasılığını da ortaya koymak için önemlidir.

DWI (Diffusion weigthed imaging)

Dokudaki su moleküllerinin Brownian hareketini (Şekil-3) ölçerek fonksiyonel görüntü alınmasını sağlamaktadır. MRI incelemede Açık Diffüzyon Katsayısı (ADC) ya da moleküllerin net yer değiştirmesi su difüzyonunun hareketindeki kısıtlama olup olmadığını belirtir. Bunun hesaplanması için en az iki set görüntüleme ile farklı manyetik alanda elde edilen molekülün hareket süresi ve hızının değerlendirmesi ile mümkündür (b değeri).  DWI sonucunun elde edilmesinde ADC’nin hesaplanması için en az 2 b faktörünün olması gereklidir. Daha fazla b değeri ölçümü tabii ki  ADC sonucun daha doğru elde edilmesini sağlayacaktır. Düşük ADC değeri kanser dokusunun ayrıt edici özelliğini göstermektedir. ADC değeri DWI mutiparametrik MRI için oldukça önemli fonksiyonel görüntüleme tekniği olarak, özellikle kanser dokusu ile diğer iyi huylu anormal dokuların (prostatit, skar dokusu vb gibi) ayırt edilmesinde oldukça yardımcıdır.

DCE (Dynamic contrast-enhaced perfusion imaging)

Bu görüntüleme tekniği, damardan (intravenöz) uygulanan gadolinium kontrast materyalinin verilmesinin hemen öncesinde, sırasında ve hemen sonrasındaki T1 ağırlıklı ölçümlerin alınması ile tümör dokusundaki anjiogenezisi değerlendirir. mpMRI’da DCE görüntülemesinde tümör dokusu erken ve hızlı şekilde kontrast maddeyi yüksek yoğunlukta tutar ve çok hızlı boşalır.

Bilgisayarlı Tomografi

Özellikle prostat çevresinde lenf bezlerinde kanser yayılımın olup olmadığını anlamamıza yarayan standart bir tetkiktir.

MR

Özellikle prostat çevresinde lenf bezlerinde kanser yayılımın olup olmadığını anlamamıza yarayan standart bir tetkiktir.

Nükleer Tıp Testleri

PSMA Ga 68 Testi

Bu nükleer tıp testi son yıllarda ortaya çıkmış ve prostat kanserinin evrelendirilmesinde çığır açma potansiyeli olan özel bir testtir. Standart kemik sintigrafisinin üzerinde prostat kanserinin hangi lenf bezlerine kadar sıçrama yaptığını gösterecek kadar ileri bir testtir. Yüksek risk grubunda olan ve ameliyat veya ilaç tedavisi arasında kalınan, hastalığın ileri seviyede olduğu düşünülen ama net emin olunamayan durumlarda son derecede etkindir.

FDG PET Testi

Prostat kanserinde PSMA Ga68 testis bulunduktan sonra etkisi azalan standart bir testtir.

Kemik Sintigrafisi

Prostatın en sık olarak kemiklere metastaz yaptığı gerçeği nedeniyle özellikle PSA seviyesi 20’nin üzerinde olan hastalarda ga 68 PSMA testis yaptıramayan hastalarda kemiklerdeki hastalığı taramak için kullanılan testtir.

Prostat Kanserinde Evrelendirme Nasıl Yapılır?

Prostat Kanserinde Evreleme

Prostat biyopsisi, Tomografi veya MR , Nükleer Tıp testleri yapıldıktan sonra ilk evreleme klinik evreleme olarak yapılır. Hasta ameliyat için uygun bulunduktan sonra biyopsi tekrar patolojiye gönderilir ve bu kez kesin olan Patolojik Evrelendirme yapılır.

Biyopsideki doku örneklerinin Gleason skoru ile ameliyat sonrası çıkartılan prostat dokusunun tümünün patolojik incelenmesi sonucu Gleason skor farklı olabilir. Bunun nedeni o farklı olan skor derecelerinin biyopsi örneklerine denk gelmemiş olması olarak yorumlanabilir.

Prostat kanserinin hastalık evreleri ve farklılaşma-ilerleme potansiyeli (grade) Prostat kanser evreleri (TNM sınıflaması): (Burada T: Tümörü, N: Lenf nodülünü, M: Uzak metastazı temsil etmektedir)

Tümör:

Tx: Tümör varlığı değerlendirilmemiştir

T0: Tümör yok

T1: Klinik olarak parmakla ve görüntü ile tespit edilemeyen tümör

T1a: Diğer bir nedenle yapılan ameliyat sırasında saptanmış ve örneklerin %5’inden az olan tümör

T1b: Diğer bir nedenle yapılan ameliyat sırasında saptanmış ve örneklerin %5’inden fazla olan tümör

T1c: Prostat muayenesi normal, prostat biyopsisinde tespit edilmiş tümör

T2: Tümör prostat içinde sınırlı ve muayenede hissedilebiliyor

T2a: Prostatın bir yanının yarısından azında tümör var

T2b: Prostatın bir yanının yarısından fazlasında tümör var

T2c: Prostatın her iki lobunda da tümör var

T3: Tümör prostat kapsülünü aşmış

T3a: Tümör prostat kapsülünü aşmış

T3b: Tümör seminal veziküllere (meni kanalı) sirayet etmiş

T4: Tümör seminal vezikül dışındaki diğer komşu organlara da sirayet etmiş

T4a: Tümör mesane boynuna da sirayet etmiş

T4b: Tümör prostat altındaki kaslara ve pelvik tabana sirayet etmiş

prostat kanseri evreleri

Lenf Bezleri:

Nx: Bölgesel ak kan (lenf) bezlerinde örnekleme yapılmamış

N1: Bölgesel lenf bezlerinde < 2 cm tek bir adet lenf bezinde tümör var

N2: Bölgesel lenf bezlerinde 2-5 cm arasında ya da 5 cm.den büyük olmayacak şekilde birçok lenf bezinde tümör var

N3: Bölgesel lenf bezlerinde > 5 cm boyutunda lenf bezinde tümör var

Uzak Metastaz:

Mx: Uzak organlara tümör yayılımı konusunda değerlendirilmemiş

M1: Uzak organ metastazı var

M1a: Uzak lenf bezlerinde tümör var

M1b: Kemiklere sirayet etmiş tümör yayılım var

M1c: Diğer organlarda tümör yayılımı var

Prostat Kanseri Tedavisi Nasıl Planlanır?

Organa Sınırlı Prostat Kanseri

Prostat kanserinin prostat içerisine sınırlı olması ve hastanın genel sağlık durumunun en az 10 yıl daha yaşayabileceğini göstermesi durumunda prostatın ya tamamen çıkartılması (radikal prostatektomi) ya da radyoterapi ya da ışın tedavisi ile tamamen kurutulması gereklidir. Bu safhadaki hastalarda ilaç tedavisinin yeri yoktur.

Lokal İleri Evre Prostat Kanseri

Prostat kanseri eğer prostat dışına taşmış ama başka organlara sıçramamış ise ilaç tedavisi ile beraber radyoterapi verilir ve bir süre sonra ilaç tedavisi kesilir. Çok özel durumlarda ise prostat ameliyatı (radikal prostatektomi) yapılıp üzerine ilaç ve radyoterapi verilebilir.

İleri Evre Prostat Kanseri

Bezeler ve Kemik gibi başka organlara sıçraması durumunda tedavi sadece ilaç tedavisidir. İlaç tedavisinin etkinliği 1-10 yıl arasında sürer. İlaç tedavisindeki ana amaç vücuttaki erkeklik hormonunun yok edilmesidir. İlaç tedavisini kullanmak istemeyen ya da maddi nedenlerle kullanamayan kişilerin testislerinden yapılan bir operasyon ile erkeklik hormonu üreten bölgeler çıkartılır. Bu tedavi esnasında hastanın kemik erimesi olmaması için bazı özel ilaçlar da verilir. Erkeklik hormonundan bağımsız hale gelen kanserlerde kemoterapi ya da kanser ilaç tedavisi başlar. Son yıllarda bazı aşı tedavileri de geliştirilmiş ve uygulanması başlatılmıştır.

Yayılmış Hastalık (Metastatik) veya Tekrarlayan (Nüks) Prostat Kanseri Tedavisi

Yayılmış hastalık (Metastatik) veya tekrar eden prostat kanseri tedavisi radikal prostatektomi veya radyoterapi sonrası yükselen PSA değerleri ile kendini gösteren prostat kanseri nüksü (tekrarlaması) çok özel tedavileri gerektirir. Tedavisinde ameliyat, radyoterapi veya hormon ilaç tedavileri beraber ya da birbirini takip ederek uygulanabilir.

Standart hormon ilaçlarının etkinliği metastatik hastalarda günün birinde mutlaka yok olacak ve hastanın PSA değerleri yükselecektir. Bu durumda yeni geliştirilen ve ülkemizde bulunan bazı yeni ilaçlar yaşamı uzatabildiği gibi vücut ağrılarını da etkin şekilde kesebilmektedir. Bu yeni ilaçlar genellikle ağızdan alınmakta ve çok iyi tolore edilmektedir. Yeni androjen baskılayıcı bu ilaçları üroloji hekiminizle mutlaka tartışmalı ve uygun olup olmadığınızı öğrenmelisiniz.

Prostat Kanseri Ameliyatı Sonrası Erken Dönemde Cinsel Fonksiyon Nasıl Korunur?

Sinir koruyucu radikal prostat kanseri cerrahisinden sonra, peniste ereksiyonu sağlayan sinir ve damar demeti korunmuş olsa bile, ereksiyonun kazanılmasında bir süre geçmesi gerekebilir. Bu süre birkaç hafta ile 1-2 yıl arasında değişebilir. Bu çok farklı iyileşme sürecinin birçok nedeni olabilir. Bunlar:

  • Yaş
  • Ameliyat öncesindeki ereksiyon durumu
  • Ereksiyon kalitesini etkileyebilecek risk faktörleri (sigara içme, diabet, hipertansiyon gibi)
  • Cerrahi sırasında sinir demetine yakın bölgelerde kanama kontrolü için fazla koter kullanımı
  • Cerrahi sırasında sinir demetinin çok gerilmesine bağlı geçici sinir hasarı
  • Değişik sinir demeti anatomisi nedeniyle sinir demetinden bazı sinirlerin çıkartılmış olması

Penil Rehabilitasyon adı verilen bu tedavi içinde;

  • Düzenli PDE5 inhibitörü denen bilinen sertleşmeyi kuvvetlendiren ilaçlar
  • Penis içerisine iğne yardımı ile verilen ilaçlar
  • Düşük yoğunluklu penise şok dalga tedavisi
  • Penise vakum tedavisi

mevcuttur.

Oldukça etkin olan bu sistem ile bir yılın içerisinde sinir koruyucu ameliyat olan erkeklerin %50-80’inde cinsel fonksiyonlar korunabilmektedir.

Prostat kanseri tedavisi ve korunma yollarında alternatif tedaviler:

  • Kırmızı etten uzak durmak
  • Doymuş yağ asitlerinden uzak durup doymamış yağ asitleri (zeytinyağı) tüketmek
  • Balık ve balık yağı tüketmek
  • Günde iki bardak nar suyu tüketmek
  • Kilo almamaya çalışmak
  • Düzenli egzersiz yapıp aşırı güneşlenmekten kaçınmak
  • Aşırı C vitamini ve çinko içeren vitamin haplarından kaçınmak
  • Bol miktarda karnıbahar, brokoli, ıspanak ve diğer yeşil yapraklı sebzeleri tüketmek

Mesane (idrar kesesi) Tümörü veya Mesane Kanseri Nedir?

Mesanenin duvarını oluşturan dokularda meydana gelen kötü huylu tümör – kanser – hücrelerinin oluşumudur.

Mesane (diğer adıyla idrar torbası, idrar kesesi), karının alt bölümünde yer alan ve içine idrarın biriktiği küresel bir organdır. Duvar yapısın düzensiz ve içiçe geçmiş elastik kas liflerinden oluşan mesane küçük bir balonu andırmakta olup, bu kas demetlerinin sayesinde idrarla doldukça genişler, idrar boşalttığında ise ufalır. Böbreklerin, kanı temizleyerek vücuttan atılmak üzere yaptığı idrar, böbreklerden üreter adı verilen ince bir kanal yardımıyla mesaneye taşınır. İdrar mesaneden vücut dışına atılıncaya kadar depo edilir. Belirli bir miktara ulaşınca, insanda yaptığı “idrar yapma hissi” ile birlikte idrar mesaneden üretra adı verilen bir kanal vasıtasıyla dışarıya istemli bir şekilde atılır.

Mesane Kanserinin Tipleri Nelerdir?

Mesane kanseri, mesanenin iç yüzeyini döşeyen hücrelerden kaynaklanmaktadır. Mesanede başlıca 3 kanser (kötü huylu malin tümör) tipi gelişebilir.

Değişici epitel hücreli karsinom (Üroepiteliyal karsinom):
Bu kanser tipinde, kanser mesanenin iç yüzeyini döşeyen ve epitel hücresi denilen hücrelerden kaynaklanır. En sık görülen mesane kanseri tipidir. Mesane kanserlerinin %90 dan fazlası bu tip tümörlerdir. Mesane tek ve papiller şekilde olabileceği gibi mesanede yaygın ve saha solid karakterli de olabilir.

Skuamöz hücreli karsinom (Yassı epitel hücreli karsinom):
Kanser, mesanenin uzun süre ile enfeksiyon ve irritasyon ile karşı karşıya kalmasından sonra mesanede gelişen yassı epitel hücrelerinden (skuamöz hücrelerden) kaynaklanmaktadır. Mesane kanserlerinin yaklaşık %6-8’i bu tip kanserden oluşmaktadır.

Adenokarsinom:
Bu kanser tipi, mesanedeki glandüler (sekretuar, salgı yapan) hücrelerinden kaynaklanmaktadır. Bu, salgı yapan glandüler hücreler, mesane duvarı döşer ve mukus yapımını sağlar. Mesane kanserlerinin yaklaşık %2’si bu tip kanserlerdir.

Mesanede en sık görülen değişici epitel hücreli (üroepiteliyal) karsinomda, kanser mesanenin iç yüzeyini döşeyen epitel hücrelerinden kaynaklanır. Eğer mesanedeki kanser mesanenin içyüzeyini örten hücrelerde sınırlı kalmış ve derindeki kas demetlerine ilerlememiş ise, buna yüzeyel mesane kanseri denilmektedir.

Kanserin ilerlemesi genellikle bu epitel hücrelerinin altındaki kas tabakasına sirayet etmesi ile olmaktadır. Bu kas demetlerine sirayet eden kanser yapısı artık bu aşamadan sonra mesanenin dış çeperine ulaşır ve mesane etrafındaki yağ dokusuna yayılır. Buna artık invaziv mesane kanseri denilmektedir. Bunu lenf (akkan) yoluyla lenf bezlerine ve buradan da vücudun diğer kısımlarına kanserin yayılması izler.

Mesane kanserinin gelişiminde en önemli risk faktörü sigara içmektir.

Eğer sigara içiyor ve ara ara idrarınızdan kan geldiğini görüyorsanız mutlaka bir üroloji hekimini görmelisiniz. Sigara mesane kanserinin en önemli nedeni ve idrarda kan olması bunun ilk belirtisidir.

Mesane kanserinin gelişim olasılığını arttıran risk faktörleri sırasıyla aşağıda belirtilmiştir:

  • Sigara kullanımı
  • Tekstil, boya ve lastik sanayisinde kimyasal maddelerle, korumasız bir şekilde, karşı karşıya kalmak
  • Yağlı ve kızarmış yiyeceklerin aşırı tüketimi
  • İleri yaşta, erkek ve beyaz ırk
  • Özellikle idrar kesesini etkileyen parazitik idrar yolu enfeksiyonları

Mesane Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Mesane kanserinde en sık karşılaşılan ilk belirti idrarın kanlı gelmesi ya da ağrılı idrar yapılmasıdır.

Bu ve aşağıda belirtilen diğer belirtilerin nedeni mesane kanseri varlığı olabilir:

  • İdrar tahlilinde kırmızı kan hücrelerinin tespit edilmesi (İdrarda gözle görülür kanama olmadan)
  • İdrarın kanlı gelmesi (hafif kırmızı bulanık ya da açık çay ya da et yıkantı suyu renginde olabilir)
  • Sık sık idrara çıkma isteği
  • Ağrılı, yanma hissi ile idrar yapma
  • Göbek altında, idrar kesesine uyan bölgede ağrı hissi

Bu belirtileri diğer bazı hastalıklar da yapabilir. Bu nedenle bu tip belirtilerle karşılaşıldığında bir hekim ile görüşülmesi gerekir.

Mesane Kanseri Değerlendirmesi

Bilgisayarlı Tomografi (BT): Diğer yandan son dönemde hastalarımızın kanser açısından Evrelendirmesinde PET-CT de kullanılmaktadır

Mesane Kanseri Evreleme

Kanserin mesanenin katmanlarına (mukoza ve kas katmanları) ya da vücudun diğer bölümlerine yayılma durumunun araştırılmasına kanser evrelemesi denilmektedir. Bu evreleme sonrasında hastalığın yayılımı hakkında bilgi edinilir. Kanser hastalığında evrenin bilinmesi, bundan sonraki tedavilerin planlanmasında önem taşımaktadır.

Mesane kanserinin evrelendirmesinde aşağıdaki tanı yöntemleri kullanılır:

Sistoskopi: Üretra denilen idrar kanalları ile birlikte mesanenin içinin direkt görerek değerlendirilmesi işlemidir. Işıklı olan bir teleskoptan oluşan sistoskopun üretradan sokulması ve mesaneye kadar ilerletilmesi ile bu endoskopik işlem yapılır. Bu işlem sırasında tümör alanından biyopsi alınabilir.

Kadınlarda bu işlem hiçbir anesteziyi gerektirmez iken, erkeklerde idrar kanalının içine verilen bir anestezik ile lokal (mevzi) anestezi altında rahatlıkla sistoskopi yapılır. Bu işlem sırasında tümör şüpheli olan alanlar var ise hafif bir genel anestezi altında  biyopsi alıma gereçleriyle de biyopsi örneği alınabilmektedir.Bu biyopsi örneklerinin patolojik olarak değerlendirilmesi kesin tanı koydurucudur. Ancak sistoskopik görüntüde de mesane tümörü hakkında değerli bilgi edinilir.

Bilgisayarlı Tomografi (BT): Damardan verilen kontrast maddeden önce ve sonrasında böbrek ve mesanenin kanser varlığı özellikle tümörün büyüklüğü, mesane içindeki yeri ve durumu, mesane duvarına ne derecede sirayet ettiği, mesane dışına yayılım gösterip göstermediği hakkında bilgi edinilir.

Pozitron Emisyon Tomografisi (PET/CT): (PET) teknolojisi, bilgisayarlı tomografi (CT) ile birleştirilerek, bir çok hastalığın teşhisine olanak sağlayan çok önemli bir tıbbi görüntüleme yöntemidir. PET/CT; büyük ölçüde kanser hastalarında kullanılmaktadır.

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI): Mesane kanserinin değerlendirilmesinde BT’ye üstünlüğü yoktur. BT ile benzer düzeyde mesane kanseri hakkında bilgi verir.

Kemik Sintigrafisi: Kanser hücrelerinin kemiklere sirayet edip etmediği hakkında bilgi vermesi için yapılan bir değerlendirme yöntemidir. Damardan verilen küçük miktardaki radyoaktif madde, kan dolaşımına girerek kan yoluyla kemikte toplanır. Bu maddenin toplandığı kemik görüntüleri ise bir tarayıcı tarafından görüntülenir. Kanser olan kemik yapılarda radyoaktif maddenin toplanması daha fazladır ve yüksek aktivite gösterir.

Akciğer Grafisi ya da Akciğer BT: Mesane kanserinin akciğerde yayılımının olup olmadığı hakkında bilgi edinmek için yapılmaktadır.

Evreleme:

mesane kanseri evreleme

Günümüzde mesane kanseri evrelemesi TNM sınıflamasına göre yapılır.

T: Tümörün mesanedeki durumu ve sirayet ettiği derinliği ifade eder

N: Mesane kanserinin lenf bezlerine sirayet edip etmediğini ifade eder

M: Mesane kanserinin uzak organlara yayılımının olup olmadığını ifade eder

Mesane duvarını içten dışa doğru mukoza submukoza (lamina propria) kas tabakası (yüzeysel ve derin) mesane çevre yağ tabakası oluşturur. Mesanedeki tümör mukoza tabakasından çıkar ve derinlerdeki tabakalara sirayet ettikçe “T” derecesi artar.

mesane tümörü evrelemeTx: Tümörün evresi değerlendirilmemiş

T0: Tümör yok

Ta: Mukozada sınırlı kalmış, bir alt tabakaya dahi sirayet etmemiş papiller tümör

Tis: Karsinoma in situ (yayvan tümör)

T1: Tümör submukoza tabakasına, diğer adıyla lamina propria’ya sirayet etmiş

T2: Tümör kas tabakasına sirayet etmiş

T2a: Tümör yüzeyel kas tabakasına sirayet etmiş (kasın sadece iç ½ kısmına)

T2b: Tümör kas tabakasının derinlerine de sirayet etmiş

T3: Tümör mesane etrafındaki yağ tabakasına sirayet etmiş

T3a: Yağ tabakasına mikroskobik seviyede sirayet etmiş

T3b: Yağ tabakasına görülür şekilde sirayet etmiş

T4: Tümör komşu prostat, vajina, rahim, leğen kemiğine, karın duvarına kadar ilerlemiş

T4a: Tümör erkeklerde prostat, kadınlarda vajina veya rahime sirayet etmiş

T4b: Tümör leğen kemiği, karın duvarına kadar ilerlemiş

Bölgesel lenf bezleri

Nx: Bölgesel lenf bezlerinde tümör varlığı araştırılmamış

N0: Bölgesel lenf bezlerinde tümör yok

N1: Bölgesel lenf bezinde ‹2 cm lenf bezi yayılımı var

N2: Bölgesel lenf bezinde 2-5cm arasında tek ya da 5 cm den küçük birçok lenf bezi yayılımı var

N3: Bölgesel lenf bezinde ›5 cm lenf bezi yayılımı var

Uzak yayılım

Mx: Uzak organlara yayılım olup olmadığı araştırılmamış

M0: Uzak organlara yayılım yok

M1: Uzak organlara (karaciğer, akciğer, kemik gibi) yayılım var

Mesane Kanseri Tedavi Seçenekleri Nelerdir?

Mesane kanseri olan hastalar için birçok tedavi seçeneği söz konusudur. Bazı tedavi yöntemleri halen daha klinikte tedavi amacıyla kullanılan standartlaşmış tedaviler iken, bazı tedaviler klinik uygulamaları için değerlendirme ve araştırma aşamasındadır. Günümüzde mesane kanserinde dört tip standart tedavi seçeneği söz konusudur.

  1. Cerrahi
  2. Radyoterapi (Işın tedavisi)
  3. Kemoterapi (İlaç tedavisi
  4. İmmunoterapi

Cerrahi Mesane Kanseri Tedavisi

Burada sözü edilen cerrahi yöntemlerden biri hastalığın evresindeki duruma göre uygulanabilir.

Yüzeyel Mesane Tümörü Olanlar

Transuretral Tümör Rezeksiyonu(TUR):

Üretra denilen idrar kanalından mesane içine yerleştirilen endoskop (ışıklı ve optik sistemi olan ince uzun cihaz) ile bu endoskopun ucunda yer alan ve elektrik enerjisi ile dokuyu kesen ve kanama kontrolünü yapan sistem ile mesane içindeki tümörün kazınmasıdır.

Kemoterapi veya İmmunoterapi

Kanser evresi yüzeyel olanlarda mesane içerisine Kemoterapi ya da İmmunoterapi verilmesi kanseri tamamen tedavi edebileceği gibi nüksleri de belirgin şekilde azaltabilir.

Özellikle TUR ameliyatı sonrasında, mesane içindeki tümörlü dokunun tamamen kazınmış olduğu düşünülse bile, mesane içine belirli aralıklarla uygulanan kemoterapi ya da immünoterapi ile kanserin tekrar etme olasılığı en aza indirilir. Zira eski tümör alanından ya da kenarından olduğu kadar, mesanenin başka bir yerinden de ileri de mesane kanseri gelişimi söz konusu olabilir. Mesane uygulanan bu bölgesel tedavide, en az yan etki ile bu olasılık azaltılmaktadır.

TUR sonrası patoloji değerlendirme sonucu göre yüzeyel olan mesane kanserlerinde kanserin yeniden gelişimini (nüks etmesini) azaltmak amacıyla mesane içine 6 hafta boyunca haftada bir (her birinde 2 saat ilaç mesane içinde kalacak şekilde) BCG ya da Mitomycin_C gibi ilaçlar verilmektedir.

Kasa İnvaze Mesane Tümörü Olanlar

Radikal Sistektomi:

Kanseri içinde barındıran mesanenin ve mesane etrafındaki ak kan bezlerinin açık cerrahi yoldan çıkartılmasıdır. Bu radikal sistektomi tedavisi;

  1. Mesanede yüzeysel ancak agresif ilerleme potansiyeli olan,
  2. Yüzeysel ancak geniş ya da mesanenin kas tabakalarına ilerlemiş kanser olgularında kür (tam tedavi) sağlamak için uygulanır.

Radikal sistektomi ameliyatında genellikle erkeklerde mesaneye komşu olan prostat ve meni kanalları da çıkartılırken, kadınlarda mesane ile beraber rahim ve yumurtalarda çıkartılır.

Mesane çıkartıldıktan sonra ameliyatı yapan hekimin tercihine ve hastanın durumuna göre kısa bir barsak bölümünden yapay mesane yapılarak idrar kanalına bağlanabilir. Biz buna “Ortotopik Yeni Mesane” demekteyiz. Hastalar bu ameliyat ile torba takmaksızın, normal yoldan idrar fonksiyonlarını yerine getirebilmektedir.

Açık cerrahi olarak uygulanabilen bu ameliyat, Avrupa ve Amerika’da olduğu gibi, Robotik teknikle yani kapalı sistemle gerçekleştirilmektedir.

Laparoskopik veya Robotik sistemle yapılan bu ameliyat, sonrasında hastalarda daha az kan kaybı, hızlı iyileşme, ameliyat sonrası ağrılarda azalma ve kozmetik açıdan büyük avantajlar sağlar.

Robotik Radikal Sistektomi ve Ortotopik Yeni-Mesane Ameliyatı

Mesane kanseri’nin (idrar kesesi kasına yayılmış kanser evresindeki tümörler) cerrahi tedavisinde daVinci Robotik yöntemle, erkeklerde cinsel fonksiyonu sağlayan damar ve sinir yapıları korunarak mesanenin ve pelvik alandaki lenf bezlerinin aort damarı seviyesine dek çıkartılması, ince bağırsaktan (ileum kısmından) yeni mesane -idrar torbası- yapılarak, tekrar idrar kanalına bağlanması günümüzde Robotik Cerrahi konusunda en ileri seviyede deneyim ve özen gerektiren cerrahidir.

Uygun hiçbir hastamıza vücut dışında torba taşıma külfeti sunulmamakta, sosyal ve iş yaşamlarına  adaptasyonları kısa sürede sağlanmaktadır.

Mesaneyi aşmış durumlarında da radikal sistektomi, kanser hücrelerinin tamamı çıkartılamasa bile, mesanedeki şikayetleri (kanama, idrar yapamama, idrar yollarında tıkanma gibi) nedeniyle hastayı rahatlatmak için de yapılabilir. Bu hastalığı tümüyle vücuttan uzaklaştırmak amacıyla değil, sadece hastaya kanserin mesanedeki durumu nedeniyle ek sorun çıkartmaması için yapılmaktadır. Buna “Kurtarma Sistektomi” denir.

Parsiyel Sistektomi:

Mesane kanseri olan bölümün çıkartılmasıdır. Bu cerrahi yöntem çok sınırlı hasta grubunda uygulanabilir. (Örnek: düşük ilerleme potansiyeli olan, mesane duvarına ilerlemiş ve çok küçük bir alanda sınırlı tümörlerde). Zira mesanenin bir bölümü çıkartıldıktan sonra, diğer mesane kısmı ile hasta normal idrar yapma fonksiyonuna devam edebilir.

Üriner Diversiyon:

Mesane çıkartıldıktan sonra idrarı depolayacak yeni bir depo görevi görecek rezervuar yapma işlemidir. Genellikle bu amaçla bir kısım barsak kullanılır. Hastanın ve hastalığın durumuna göre üç şekilde bu oluşturulabilir:

Ortotopik Yeni Mesane:

İnce barsağın bir kısmında yeni bir mesane yapılır ve çıkartılan mesanenin yerine konulur. İdrar kanalları bu barsaktan yapılmış yeni mesaneye bağlanır. Hasta bu sayede yine normal idrar kanalından idrar fonksiyonunu gerçekleştirir. Buna “Ortotopik Yeni Mesane” denilmektedir.

Kanserli mesanenin çıkartılması ve bu ortotopik yeni mesanenin yapılması, açık yaklaşımla etkin bir cerrahi olarak yapılmaktadır. Ancak açık cerrahi ile geniş ameliyat kesisi, ameliyat sırasında daha fazla kanama riski, ameliyat sonrasında ağrı ve geç iyileşme gibi sorunlar yaşanmaktadır. Son yıllarda ABD ve Avrupa’da uygulanan ve ülkemizde Robotik (Robot yardımlı Laparoskopik) yöntemle, daha hızlı iyileşme, hastanede kısa süreli kalma, daha az kanama ve enfeksiyon riski, kozmetik ve çevre dokuların net görüntü altında daha rahat ve etkin korunması gibi avantajlar ile sunulmaktadır.

Kalınbarsağa İdrar Yolu Bağlanması:

Kanserli mesane çıkartıldıktan sonra, böbrekten gelen idrar kanalları kalın barsak son kısmına bağlanır. Hasta idrar fonksiyonunu kalın barsak kanalı yardımıyla gerçekleştirir. Burada amaç hastanın idrar tutma fonksiyonunu, büyük abdest tutma fonksiyonunu kullanarak sağlanmasıdır. Almanya’nın MAINZ kentindeki hastanede tanımlandığı için “MAINZ II” tekniği olarak adlandırılır. İdrarın kalın barsak içeriğiyle karışması nedeniyle bazı enfeksiyon yan etkilerine sahip olabilir. Kanserli mesanenin çıkartılması ve bu “MAINZ II” yapılması, açık ve ciddi yan etkileri olan bir cerrahi ile yapılabilecek iken, Dr. Tibet Erdoğru tarafından gerçekleştirilen ve halen birçok hastada yapılmış olan Laparoskopik (Konvansiyonel Laparoskopik) ya da Robotik (Robot yardımlı Laparoskopik) yöntemle, önemli avantajlara sahip olarak, gerçekleştirilebilir.

İleal Loop:

Kanserli mesane çıkartıldıktan sonra, kanserli mesanenin olduğu bölgeye ameliyat sonrası ışın tedavisi verilecek ise ya da diğer başka teknik ve onkolojik nedenlerden dolayı, ilk iki teknik gerçekleştirilemeyebilir. Bu durumda, ince barsaktan ufak bir kısım alınır ve böbrekten gelen idrar kanalları buna bağlanır. Bu barsak kanalıda karın cildine bağlanır. Buradan gelen idrar karın cildine yapıştırılan bir torbaya boşalır. Bu tekniğe “ileal loop” denilmektedir. Kanserli mesanenin çıkartılması ve bu “ileal loop”un yapılması, açık ve ciddi yan etkileri olan bir cerrahi ile yapılabilecek iken, laparoskopik teknikle de yapılabilir.

Mesanenin ya da mesanedeki kanserli dokunun tümüyle çıkarıldığı söz konusu olsa dahi, bazı hastalara cerrahi sonrası geride kalmış olma olasılığı söz konusu kanser hücrelerinin de öldürülmesi için ek bir kemoterapi uygulanabilir. Buna adjuvant kemoterapi denilmektedir.

Radyoterapi (Radyasyon -Işın- Tedavisi)

Radyasyon tedavisinde, yüksek enerjili X-ışınları ya da diğer tip radyasyon enerjisi ile kanser hücrelerinin öldürülmesi planlanır. Dışarıdan uygulanan radyasyon tedavisinde, vücudun dışından bir radyasyon cihazı kullanılarak vücudun kanserli bölgesine radyasyon ışınları gönderilir. İçeriden radyasyon tedavisinde ise, iğnelere ya da çekirdekçiklere yüklenmiş olan radyoaktif maddeler doğrudan kanserli doku içine ve yanına yerleştirilir ve radyasyon uygulanır. Radyasyon tedavisinin verilip verilemeyeceği, hangi tip radyasyon tedavisinin verileceği hastanın sağlık durumuna, klinik evresine göre değişmektedir.

Kemoterapi

Kemoterapide verilen ilaçlar ile kanser hücrelerinin gelişimini ve kanser hücrelerinin çoğalmasını durdurmak ya da kanser hücrelerini öldürmek istenir. Ağızdan alınan ya da enjeksiyon ile damardan uygulanan sistemik kemoterapi adı verilen uygulamalarda, ilaç tüm vücuda yayıldıktan sonra kanserli dokuya ulaşarak etkisini göstermektedir. Doğrudan kanserli hücrelerin bulunduğu organa ya da bölgeye verilen kemoterapiye ise bölgesel kemoterapi denir.

Bazı hasta gruplarında ameliyattan önce 2-3 kür kemoterapi verilmesi ve sonrasında ameliyat yapmanın hasta yaşam süresini uzattığı gösterildiği için ameliyat öncesi kemoterapi verilmesi uygun olabilir. Bu duruma neoadjuvan kemoterapi adı verilir.

Mesanenin ya da mesanedeki kanserli dokunun tümüyle çıkarıldığı söz konusu olsa dahi, bazı hastalara cerrahi sonrası geride kalmış olma olasılığı söz konusu kanser hücrelerinin de öldürülmesi için ek bir kemoterapi uygulanabilir. Buna adjuvant kemoterapi denilmektedir.

İmmünoterapi

Kanserle mücadelede radyoterapi ve kemoterapi dışında kişinin kendi bağışıklık sistemi de tedavi amacıyla kullanılabilir. Vücut direncini destekleyerek kanser hücrelerini yok etmeye yardımcı olan bu tedaviye immünoterapi adı verilir.

Bağışıklık sistemi çoğu zaman kanserli hücreleri belirleyip, saldırı mekanizması ile bu hücrelerin gelişimini engeller. Ancak bazı durumlarda çeşitli kanser türleri, vücudun savunma mekanizmasını devre dışı bırakır. Böylece hiçbir savunma mekanizmasıyla karşılaşmayan kanserli hücreler, kontrolsüz çoğalır ve daha büyük bir alana yayılır.

İmmünoterapi, vücudun bağışıklık sistemini, kanserli hücrelere karşı daha kesin ve etkili saldırılar yapacak şekilde yükselterek kanserli hücrelerin büyüme ve yayılmasını durdurmayı veya hücrenin tamamen ortadan kaldırılmasını amaçlar.